Sanat Tarihi - Sorularla Öğrenelim
Sanat Tarihi - Sorularla Öğrenelim
Ünite 1
Soru: Anadolu’da Neolitik Dönemde meydana gelen değişimler nelerdir?
Cevap: Bu dönemde yerleşik köyler oluşmuş, tarıma başlanmış, hayvanlar evcilleştirilmiş, yeni taş ve obsidiyen aletler geliştirilmiş, ilk kez kilden çanak çömlek üretilmiş, anıtsal boyutlarda heykel ve kabartmalar yapılmıştır. Ancak bütün bunlar aynı zaman diliminde ortaya çıkmamıştır. Belli bölgelerde aşama aşama gerçekleşmiştir. Ortaya çıkan yenilikler araştırmacılar tarafından, Çanak Çömleksiz Neolitik (MÖ 10.000- 7.000) ve Çanak Çömlekli Neolitik (MÖ 7.000) başlıkları altında iki döneme ayrılarak incelenmektedir.
Anadolu’da Tarih Öncesi ve İlk Çağ Sanatı
Soru: Anadolu da Paleolitik Dönemin en önemli yerleşim yerleri nerelerdir?
Cevap: Bu dönemin en önemli yerleşimleri Antalya çevresindeki Karain, Beldibi, Belbaşı, Alanya’daki Kadıini, Isparta’daki Kapalıin ve Hatay’daki Üçağızlı Mağralarıdır.
Soru: Anadolu da Mezolitik Dönemin en önemli yerleşim yerleri nerelerdir?
Cevap: Bu dönemde Anadolu’da yaşayan topluluklara ait bir çok buluntu yeri saptanmıştır. Bunların başında Güneydoğu Anadolu’da Biris Mezarlığı, Söğüt Tarlası, Antalya’da Öküzini Mağarası gelir. Arkeolojik çalışmalar sonucunda mağaralarda ele geçen buluntular, taş ve kemik aletlerin çeşitlendiğini ve daha kullanışlı hâle geldiğini göstermektedir
Soru: Volkanik püskürtmelerle ortaya çıkmış ve özellikle Neolitik Çağ’da yaygın olarak alet yapımında kullanılmış madde (volkanik cam) nedir?
Cevap: Obsidiyen
Soru: Kerpiç, Kült, Stel, Tapınak ve Figürün hakkında bilgi veriniz?
Cevap: Kerpiç: Balçıktan yapılan ve kalıplanarak güneşte kurutulan çiğ tuğla.
Kült: İnanç sitemiyle ilgili yapı ve uygulamaların tümüne verilen isim.
Stel: Genellikle yekpare taştan oluşan dikilmiş anıt. Ayrıca Yunan ve Romalılara ait, üzerinde dinsel yazı ve/veya ölü portresi taşıyan sütun ya da taş levhalara verilen ad.
Tapınak: İçinde ibadet edilen yapı. İslami yapılar için kullanılmaz.
Figürün: Kilden veya taştan yapılmış, insan ya da hayvan biçimli heykelcikler.
Soru: Orta Anadolu’nun Çanak Çömlekli Neolitik’in yaşam biçimlerinin açıklanmasında önemli bir konuma sahip olan yerleşkesi neresidir?
Cevap: Konya Ovası’nda yer alan Çatalhöyük’tür.
Soru: Neolitik Devir Anadolu’sunda temel olarak tarihî devirlerde neye tapınılmıştır?
Cevap: “Tanrı Ana” adını alacak olan, insan için bereket ve çoğalmanın sembolü olan tanrıya tapınılmıştır. Çatalhöyük’te yapılan kazılarda genellikle çıplak, yatar ya da uzanmış durumda, çömelmiş ya da doğum yapar şekilde tasvir edilen çok sayıda Tanrı Ana heykelciği bulunmuştur (s.7, Resim 1.3). Tanrı Ana’yı doğum sırasında tasvir eden heykelciklerde, Tanrı Ana’nın iki Leopar arasında yer aldığı görülür.
Soru: Anadolu’daki Kalkolitik (Bronz Bakır) Devir hakkında bilgi veriniz?
Cevap: Anadolu’daki Erken Kalkolitik Devir yaşamının Neolitik’in son dönemi ile çakıştığı, Orta Kalkolitik’te yerleşimlerin daha korunaklı ve yüksek yerlerde (muhtemelen savunma amaçlı olarak) oluştuğu görülmektedir. Orta Anadolu’da Köşk Höyük, Hacılar, Alişar, Çamlıbel Tarlası, İç Batı Anadolu’da Orman Fidanlığı, Karadeniz kıyı bölgesinde İkiztepe,
Marmara, Trakya ve Ege Bölgelerinde Kalkolitik yerleşimler bulunmaktadır. Mimaride kerpiç kullanımı devam etmekle beraber çevre koşullarına bağlı olarak ahşap malzemenin de kullanılarak malzemenin çeşitlendiği görülmektedir.
Mezopotamya ile yakın ilişki içinde olduklarından Anadolu’nun Doğu ve Güneydoğu Bölgelerindeki gelişmeler Kalkolitik yerine aynı çağdaki Mezopotamya kültürlerinin adları olan Halaf, Obeyd ve Uruk başlıkları altında tanımlanmaktadır. Halaf Erken Kalkolitik Devre içinde ele alınmaktadır. Kültürün belirleyici ögeleri yuvarlak planlı yapılar, mühürler, heykelcikler, zengin ve gelişmiş boya bezemeli kaplardır. Şanlıurfa Kazane, Kahramanmaraş Domuztepe bu dönemin bölgedeki yerleşimleridir. Güney Mezopotamya’da ortaya çıkan Obeyd ve Uruk kültürü Anadolu’nun Orta ve Son Kalkolitik dönemleri ile ilişkilidir. Kazılarla anıtsal olarak inşa edilmiş idari ve dinî yapıları günyüzüne çıkartılan Malatya Arslantepe’de olduğu gibi Son Kalkolitik Devre’de, dinsel ve politik gücün merkezîleşmesiyle kentlerin dinî ve idari merkezlere dönüştükleri görülür.
Soru: Anadolu’da Tunç Devri hakkında bilgi veriniz?
Cevap: Kalay ve bakır karışımından oluşan tunç, Anadolu’da Kalkolitik Devir sonlarında görülmüştür. Mezopotamya ve Mısır’da tunçtan ürünlerin yapıldığı sırada (yaklaşık MÖ 4. binin sonu) yazı keşfedilmişti. Buna karşılık Anadolu, Yunanistan, Balkanlar ve Avrupa gibi coğrafi bölgelerde henüz yazı kullanılmamaktaydı. Anadolu’da Tunç Devri erken, orta ve geç olmak üzere üç evrede ele alınmaktadır. Erken Tunç Devri’nde daha çok Kalkolitik Devir’in tarıma dayalı “köy kültürü” görülmektedir. Tunç aletler yaygın olmamakla beraber, bu dönemde görülen dört tekerlekli araba kullanımının teknolojik açıdan önemli bir yenilik olduğu söylenebilir. Erken Tunç Devri’nde (MÖ 3000-2500) Anadolu’daki en önemli merkez, Çanakkale yakınındaki Troya I yerleşmesidir. Kentin ortaya çıkarılan bölümü bir sur ile çevrilidir ve evleri megaron tipindedir (s.7, Şekil 1.1). Batı ve Orta Anadolu’da kentleşmenin Erken Tunç Devri’nin ikinci evresinde ortaya çıktığı söylenebilir. Çeşitli merkezlerde gerçekleştirilen kazıların çoğunda aşağı ve yukarı
şehir yerleşmelerinin bulunduğu ve çevrelerinin surlarla çevrildikleri anlaşılmıştır. Eskişehir Küllüoba, Anadolu’daki en eski kent oluşumuna bir örnektir. Erken Tunç Devri yerleşimlerinden Çorum Alacahöyük kazılarında ele geçen altın, gümüş ve tunç gibi madenlerden yapılmış silahlar, takılar, kaplar, güneş kursları ve heykelciklerden oluşan mezar armağanları bu dönemin önemli sanat eserleridir (s.8, Resim 1.4). Anadolu’daki bir çok merkez Orta Tunç Devri’nde (MÖ 2000-1500), Prehistorik (tarih öncesi) Dönem’den çıkmış Protohistorik (Protohistorya/ön tarih) sürece girmiştir. Hattiler bu dönemde yaşamışlardır. Anadolu’nun tarih öncesi çağları bu evrenin başında (MÖ 1950’ler) son bulur, tarih çağları başlar.
Soru: Megaron ve Güneş kursu nedir?
Cevap: Megaron: Anadolu’da Erken Tunç Çağı’nda yaygın olarak inşa edilen ve iki odadan oluşan ev tipidir. Ev planı girişte küçük bir ön oda, arkada ise ocaklı uzun bir odadan oluşur.
Güneş Kursu: Güneşi simgeleyen dairesel biçimin etrafına yerleştirilmiş öğelerden oluşur. Bazılarının üstünde ses çıkarması için sallanan parçalar, bazılarının üstünde barışı simgeleyen geyik imgesi, bazılarında ise üremeyi simgeleyen kuş ve ağaç figürleri vardır. Ahşap asaların ucuna takılarak dini törenlerde kullanıldıkları ya da at koşum takımlarının arasında kullanıldıkları sanılmaktadır. Genellikle tunçtan yapılırlar. Hititlerin sembolü haline gelmesine rağmen, aslında Anadolu’nun en eski uygarlığı olan Hattilere aittir.
Soru: Anadolu’da ilk çağ uygarlıkları hangileridir?
Cevap: Anadolu’da MÖ 13.yy-MÖ 4.yy arasında yaşanan Demir Devri’nde değişen teknolojilerin sağladığı yeni olanaklar, özellikle dış etkenlerle üretim ve ticareti hızlı bir dönüşüm sürecine sokmuştur. Dağınık toplulukların köyler ve kaleler kurarak yerleşik düzene geçtikleri, güçlü bir önderin yönetiminde birleşerek orta büyüklükte krallıklar kurdukları görülür. Bu devletleri Hitit Krallığı, Doğu Anadolu’da Urartu Krallığı, Güney ve Güneydoğu Anadolu’da Geç Hitit Beylikleri, Orta Anadolu Sakarya Bölgesi’ndeki Frig Krallığı ve Batı Anadolu’da Lidya Krallığı oluşturur (Polat 2010:88).
Soru: Protohistorik kavramını açıklayınız?
Cevap: Çevresinde bulunan ve yazıyı kullanmasını bilen başka toplumların belgelerinden, henüz kendisiyle ilgili dolaysız bilgi sağlayan belge yaratma aşamasına gelmemiş bir toplum hakkında bilgi ediniliyorsa tarihsel sürece geçme aşamasındaki bu tür toplumlara ön tarih anlamında Protohistorik Devir yaşıyor denilmektedir.
Soru: Hitit Uygarlığının başkenti neresidir ve burada bulunan önemli eserler nelerdir açıklayınız?
Cevap: Anadolu’ya MÖ üçüncü bin yılın başlarında olasılıkla Kafkasya’dan göç ettikleri varsayılan Hititlerin başkenti, Çorum İli sınırları içinde kalan ve eski adı Hattuşa olan Boğazköy’dür. Arkeolojik kazılarla Hattuşaş ve diğer Hitit merkezlerinde, alt bölümleri kyklop (dev) biçimli iri taşlardan oluşan anıtsal mimarlık eserleri gün ışığına çıkarılmıştır. Kalın surlar ve kapılar, ahşap sütunlu kral sarayları ve tapınaklarıyla Hitit mimarlığının yüksek bir yeteneğin ürünü olduğu kabul edilmektedir. Anadolu’da anıtsal heykel sanatının Hititler ile başladığı söylenebilir. Boğazköy’deki insan başlı, aslan vücutlu hayali yaratık olarak bilinen sfenks heykelleri günümüze gelmiş önemli anıtsal heykellerdir (s.9, Resim 1.5).Anıtsal girişlere yerleştirilmiş kabartmalı ortostadlar, heykeller, mezar stelleri gibi eserlerden ve resmi kayıtlardan Hititlerin sanat eserlerinin belli kurallara bağlı olduğu ve zanaatkârların, merkezî güç tarafından denetim altında tutuldukları anlaşılmaktadır. Hitit kabartmalarında, daha çok ilahi varlıklar, krallar, savaş sahneleri ve kutsal ziyafet sahneleri işlenmiştir. Boğazköy Yazılıkaya Açık Hava Tapınağı’ndaki tanrı tasvirlerinin başlarında konik biçimli ve boynuzlarla donatılmış bir külah bulunmaktadır. Üzerlerinde kısa etek ve ayaklarında uçları yukarı doğru kıvrık ayakkabılar vardır (s.9, Resim 1.5). Tanrıçalar (kadın tanrılar) ise başlarında şehir surunu andıran silindirik bir başlık ve üzerlerinde yere kadar uzanan bir etekle tasvir edilmişlerdir. Hatti sanatının etkilerinin görüldüğü çok renkli ve geometrik desenli seramikler, tanrıya içki sunmak (libation) için kullanılan ve ryton (dinsel sunu kabı) denilen aslan, boğa (s.9, Resim 1.5), koç şekilli seramikler, uzun gagalı yüksek kulplu kaplar bu dönemin karakteristik ürünleridir.
Soru: Urartu Uygarlığı ve yapıları hakkında bilgi veriniz?
Cevap: MÖ 9.-6. yüzyıllar arasında Doğu Anadolu, Transkafkasya ve Kuzeybatı İran Bölgelerinde egemenliğini sürdüren Urartu Krallığı, çekirdeğini Van Gölü ve çevresinin oluşturduğu bir coğrafi bölgede varlık göstermiştir. Doğu Anadolu’nun uzun tarihinde, Urartu Krallığı dönemi kültürel birliği, merkezîleşmiş siyasi otoritesi ve büyük maddi zenginliği ile eşsiz bir çağ olarak göze çarpar. Van’ın yaklaşık 5 km batısındaki başkentleri Tuşba’da bulunan, içinde anıtsal kaya mimarlığının en önemli eserlerinden yüksek düzeyde işçilik gösteren görkemli kral mezarlarının yer aldığı sitadel Urartu mimarlığının özgün ve görkemli tasarımını yansıtmaktadır (Özdem 2003:13, 75, 87, 91). Urartu ülkesinde zengin maden yataklarının bulunması, krallığın bir çok alanda gelişmesine katkı sağlamıştır. Toprakkale, Çavuştepe, Altıntepe, Ayanis’te gerçekleştirilen kazılarda ele geçen çivi yazılı altın, gümüş, bronz ve demirden üretimiş miğfer, silahlar, kalkanlar, ok uçları, at koşum takımları, adak levhaları, tabaklar, bakraçlar, kemerler, ziynet eşyaları ve fibulalar gibi madeni eserler bölgenin önemli maden eşya ve silah üretim merkezi olduğunu göstermektedir. Bunun yanında fildişi, kemik ve ahşap eşya oymacılık sanatı örneklerine de rastlanmaktadır (s.10, Resim 1.6). Urartu Krallığı’nda kullanılan çanak çömleğin en ayırt edici özelliği tek renkli, canlı ve parlak kırmızı renge sahip olmasıdır. Kullanım eşyaları arasında vazo, maşrapa, kadeh, ve ryhton biçimli kap türleri vardır. Bezemeli kaplar üzerinde çeşitli hayvanlar (at, geyik, boğa, kartal gibi), bitki resimleri ve zengin geometrik motiflerin kullanıldığı görülmektedir.
Soru: Sitadel ve Fibula nedir?
Cevap: Sitadel: Yüksek kayalıklar üzerine kurulmuş, çevresi surlarla kuşatılmış, içinde saray, tapınak, depo mekânları ve atölyelerin bulunduğu yönetim birimi.
Fibula: MÖ 9. yüzyılda Frig Uygarlığında gelişen ve çengelli iğnenin atası olduğuna inanılan takı.
Soru: Frigler hakkında bilgi veriniz?
Cevap: Frigler Anadolu’ya gelen Balkan kökenli boylardan biridir. Siyasal bir topluluk olarak ilk defa MÖ 750’den sonra ortaya çıkmış, Midas Dönemi’nde (MÖ 725-695/675) bütün Orta ve Güneydoğu Anadolu’ya egemen, güçlü bir krallık düzeyine ulaşmışlardır. Yunan ve Geç Hitit etkileri altında kalmış olmakla birlikte özgün ve Anadolulu bir kültür oluşturmuşlardır (Akurgal 1993:191). Friglerin kentleşme ve mimarlık alanında ulaştıkları düzeyin en iyi izlenebildiği yerleşim merkezi Gordion’dur. Sakarya ile Porsuk nehirlerinin birleşme noktasına yakın olarak kurulmuş olan Gordion’da hem sitadel hem de aşağı şehrin etrafı güçlü bir surla korunmuştur. Geniş bir alana yayılmış olan Frig yerleşmelerinin en özgünleri Kütahya, Afyonkarahisar ve Eskişehir çevresinde Küçük Frigya denilen dağlık kesimde görülmektedir. Eskişehir’in güneyinde Yazılıkaya/Midas Kenti, Pişmiş Kale, Akpara Kale, Kümber Asar Kale, Yapıldak Asarkaya Frig kalelerinin en özgün örneklerini oluştururlar. Kaya anıtları ve mezarların cephelerinde görülen anıtsal ölçekli kabartmalar, ele geçen tanrıça heykelleri ve yapıları süsleyen kabartmalı ortostadlar Frig heykel sanatının ulaştığı başarıyı göstermektedir (Sevin 1982; Tüfekçi Sivas 2011).Friglerin en özgün sanat dalını ahşap işçiliği ve mobilyacılık oluşturmaktadır. Bugün Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde sergilenen, Midas Tümülüsü ve bir prensesin tümülüsünden ele geçen masa, iskemle ve paravan (tahta perde) gibi ağaç mobilya kalıntıları, dünyanın en değerli mobilya ürünleri arasında yer almaktadır. Frig tümülüslerinde ele geçen bronz kase, kazan, kemer ve fibulalar Frig maden işçiliğini yansıtan önemli örneklerdir. Dönemin ‘teknolojik’ bir buluşu olan fibulalar diğer uygarlıklar tarafından da beğenilen ve kullanılan sanat eserleri arasında yer alırlar (s.10, Resim 1.7). Frig çanak çömlek sanatında gri ve siyah renkli kaplar üretilmiştir. Geometrik motifler ağırlıkta olsa da stilize geyik, aslan, dağ keçisi, kartal ve boğa gibi hayvan figürleri de yoğun olarak kullanılmıştır. Form açısından madeni kapları taklit eden Frig seramiklerinde testiler, süzgeçli akıtacağı olan kaplar ve hayvan biçimli
özel kaplar yapılmıştır (s.11, Resim 1.8).
Soru: Tümülüs nedir?
Cevap: Bir mezar odasının üstüne taş, toprak yığılarak yapılan tepelere denir.
Soru: Lidya Uygarlığının tarihe en büyük katkısı ne olmuştur ve Lidya sanatı daha çok hangi alanlarda iyidir?
Cevap: İlkçağ’da kabaca bugünkü Gediz ve Küçük Menderes vadilerini kapsayan bölgeye Lidya denilmekteydi. Lidya Krallığı’nın başkenti Sardes ve çevresinde yapılan kazı ve yüzey araştırmaları, bölgede ilk iskânın MÖ sekizinci bin yıla (Neolitik Çağ’a) kadar geriye gittiğini göstermektedir. Lidyalıların insanlık tarihine en büyük katkısı parayı icat etmiş olmalarıdır. Başkent Sardes’in içinden geçen Paktalos Irmağı’nın alüvyonlarında doğal olarak bulanan altın-gümüş karışımı elektron adı verilen madenden basılan ilk sikkelerin üzerinde Lidya Krallığı’nın arması aslan başı bulunmaktaydı.
MÖ 7. yüzyılın başlarında Kral Gyges (MÖ 680-644) ile başlayan ve Kral Kroisos (MÖ 560-546) Dönemi sonuna kadar süren Lidya uygarlığında sanat ve mimarlığın görkemi, antik kaynaklarda anlatılmıştır. Ne yazık ki bu yapılar günümüze ulaşamamışlardır. Altın, gümüş, fildişi ve mermer heykeller, Lidya sanatında anıtsal ölçüde heykellerin olmadığına işaret etmekte, el sanatı ürünlerinin daha gelişmiş olduğunu göstermektedir.Uşak Müzesi’nde sergilenen Batı Anadolu Tümülüslerinden ele geçen, dönemin giysi ve saç modaları, araç gereç kullanımı ve cenaze törenleri hakkında bilgi veren duvar resimleri Lidya uygarlığının önemli eserleri içerisinde değerlendirilmektedir (s. 11, Resim 1.10).
Eski Mısır Uygarlığı ve Sanatı
Soru: Mısır Uygarlığının ve sanatının izlerinin günümüze kadar ulaşmasında coğrafyanın nasıl bir etkisi olmuştur?
Cevap: Anadolu ve Mezopotamya gibi geçiş bölgesinde yer almadığından yoğun işgale maruz kalmayan Mısır uygarlığı kültürel sürekliliğini eşsiz coğrafi konumu nedeniyle yaklaşık olarak üç bin yıldan fazla devam ettirebilmiştir. Mısır’da yaşamın tüm alanları Nil Nehri’nin dönemlerine ve akışına göre yönlendirilmiş, Mısır takvimi Nil’in taşma mevsimi esas alınarak oluşturulmuştur. Nil, tarımda, yaşamda ve inançta Mısır ygarlığının tümü anlamına geliyordu. Yapılar Nil’in kıyısında, parallel ya da dik
olarak inşa ediliyorlardı. Taşımacılıkta Nil’den faydalanıyor, Piramitlerin inşasında
kullanılan taşlar da ihtiyaç olduğunda Nil vasıtası ile taşınabiliyordu.
Soru: Firavun ve Hiyeroglif kavramlarını açıklayınız?
Cevap: Firavun: Eski Mısır’da kendilerini tanrı olarak gören hükümdarlara verilen isim.
Hiyeroglif (resim yazı): Kelime, hece ya da sesi ifade eden nesnelerin resmi. Demotik, halkın anlayabileceği şekilde sadeleştirilmiş, Mısır’a özgü yazı türü, halk yazısı.
Soru: Mısır Uygarlığına İnancın etkisi nasıl olmuştur?
Cevap: Mısır uygarlığında her alanda inanç etkili ve belirleyicidir. Mısır insanı için, yaşadığı bu dünya ve ölümden sonra yaşayacağı dünya, inancının temel eksenini oluşturmaktadır. Onlara göre, insan bu dünyaya ait ölümlü beden ile ölümsüz ruhun birleşiminden oluşmaktadır. Buna göre her insanın maddi yönünü temsil eden Khat ve ruhani yönünü
temsil eden Ka’sı vardır. Mısırlılar, dünyevi yaşamda birleşen Khat ile Ka’nın ölümden sonra mutlak ruha, Ra’ya ulaşmak için Amenti olarak isimlendirilen aşağı dünyaya indiğine ve oradaki Gerçek Salonu’nda yargılandıklarına inanırlar. Gerçek Salonu’nda yargılamayı Tanrı Osiris ve onun kırk iki yargıcı yapmakta, ölçücübaşı Anubis de bir terazi ile ölünün sevap ve günahını ölçmektedir. Eğer kişinin sevap tarafı ağır basarsa ruhu Aşlu adı verilen cennet tarlalarına girebilmektedir. Ruhun, Osiris’in cennetinde üç bin yıl mutlu bir yaşam sürdükten sonra eski bedenine dönmesi beklenmektedir (Sinemoğlu 1984:144-145). Bu inanç sisteminde, ölümlü bedenin fiziki varlığını kaybetmemesi ve iyi korunmasını gerektirdiğinden, mumyalama ve anıtsal mezar geleneği oluşmuştur.Mısır tanrıları çeşitli hayvan formları ile temsil edilmektedir. Bu tanrı figürlerinden bazıları şunlardır: Çakal başlı Anubis (Resim 1.21), doğan başlı Horus, inek başlı Hator, timsah başlı Sebek, dişi aslan başlı Sekhet, domuz başlı Set vb. Tanrı figürleri genellikle geniş yüzeyli mezar anıtlarının duvarlarında ve Mısır inancının yazılı olduğu Ölüler Kitabı’nı temsil eden papirüslerde yer alırlar. Mısırlılar, yaşadıkları dünyayı anlamak ve ölümden sonraki yaşamı organize etmek için özellikle matematik, astronomi ve tıp alanlarında oldukça gelişmiş bilimsel çalışmalarda bulunmuşlardır. Bu çalışmalar, kendilerinden sonraki kültürler için de yol açıcı olmuştur. Mısır “mumyalama tekniği” bu konudaki uzmanlıklarını anlamak için iyi bir örnektir. Günümüz takvim sistemine yakın 360-5 günlük Mısır takvimini geliştirmişlerdir. Büyük anıtsal yapıların oluşturulması için gerekli aritmetik ve geometrik sorunları tüm detayına kadar çözümledikleri buna karşın başka alanlarda aynı oranda başarılı olamadıkları papirüslerdeki yazılardan anlaşılmaktadır.
Soru: Papirüs nedir?
Cevap: Mısır’da Nil kıyısında yetişen bitkinin yapraklarından preslenerek yapılan ve yazı yazmaya yarayan bitkisel levha. Mısır papirüs yazıları, Mısır kültürünü anlamada en
önemli birinci el belgelerdir.
Soru: Mısır Uygarlığında Piramitler hakkında bilgi veriniz?
Cevap: Mısır mimari sanatı içinde en görkemli yapıları anıtsal mezarlarla tapınaklar oluşturmaktadır. Dünyanın yedi harikası içinde yer alan piramitler, Mısır insanının yaşama ve yaşam sonrasına bakışı ile ilgili olarak firavunlar için yapılmış anıtsal mezar yapılarıdır. Mısır’da piramit mimarisi birdenbire başlamamış, ölülerini koruma ve gömme âdetlerinin yerleşmesi ve bunların mekânların içlerine yerleştirilmesi geleneğinin oluşmasından sonra ortaya çıkmıştır. Mısır’da basit toprak altı gömüden farklı olarak ölülerini bir mekânla sınırlama ve etrafına hediyeler koyarak gömmenin erken örnekleri mastabalardır. Toprak yüzeyinin üzeri ve etrafı taşlarla örülü olan mastabalarda, görünen yüzeyin altında bulunan asıl mezar odasına merdivenle inilmektedir. Bu yapıların piramit mimarisinin ve ölü gömme geleneğinin oluşturulmasında etkin rolü bulunmaktadır. Eski Kralık’ta inanca göre, firavun öldüğünde gökyüzündeki günlük geçişi sırasında Ra ile birleşerek tanrılaşıyor, ruhu, halkıyla tanrılar arasında bir aracı, onların tanrıyla tek bağı oluyordu. Firavunun Ra’ya uygun bir şekilde ulaştırılması herkesin yararına olacağından, tarlalarda çalışmanın durduğu sel zamanlarında kamusal bir projeyi gerçekleştirmek amacıyla kırk eyaletin her birinden Giza’ya gelen gönüllü işçilerle piramit inşası gerçekleştiriliyordu (Roth 2000:240).Eski Krallık Dönemi, üçüncü hanedanlık zamanında Firavun Zoser ile onun mimarı ve başbakanı olan İmhotep tarafından başkent Memphis’in güneyindeki Sakkara’da bir mezar kompleksi inşa edilmiştir. İmhotep, o zamana kadar kraliyet yapılarında kullanılan ağaç gövdeleri, çamur tuğlaları ve saz demetlerinin yerine kireç taşını kullanmış ve gerçek anlamda piramiti icad ederek mimariye iki büyük yenilik getirmiştir (Roth 2000:233). İmhotep’in inşa ettiği piramit, merdiveni andıran görüntüsünden dolayı basamaklı piramit olarak adlandırılmıştır. Bu ilk piramit örneği, Mısır’da, anıtsal mezar yapısı geleneğini başlatmıştır. Basamaklı ilk piramitten sonra Eski Krallık Dönemi’nde Giza, Sakkara arasındaki bölgede irili ufaklı 70 kadar piramit inşa edilmiştir.Bu piramitler arasından özellikle Giza üçlüsü, piramit yapımının bir daha aşılamayan doruk noktasını oluştururlar. Bu dev kütlelerin her birisi, Kutup Yıldızı’na ve güneşin dikey eksenine doğru kusursuzca hizalanmıştır. İlk yapılan piramit en kuzeydeydi ve üçünün en büyüğüydü. Dördüncü hanedanlık (MÖ 2680-2560) zamanında Herodotes’un Keops dediği ikinci firavun Khufu için yapılmıştı. Güneye düşen bir sonraki piramit Herodotes’un Kefren dediği üçüncü firavun Khufu’nun oğlu Khafre; ortadaki piramidin güneybatısında yer alan sonuncu ve en küçük piramit ise Herodotos’un Mycerinus dediği Khafre’nin oğlu Menkare tarafından yaptırılmıştı (Roth 2000:235). Bunlardan 231 m genişlik ve 146 m yüksekliğindeki Keops piramidi insanoğlunun inşa ettiği en büyük yapıdır. Piramitlerin mezar odası ve tapınak bölümü olmak üzere iki ana bölümleri bulunur.Piramitler sadece taşların üst üste dizilmesi ile değil, oldukça sağlam geometrik, aritmetik ve teorik alt yapı üzerine inşa edilmişlerdir. Bütün piramitler kareye yakın bir taban üzerine kurulmuş, bütünlüğü bozmayacak küçük sapmalar göz ardı edilmiştir.Piramitlerin inşasında büyük taş blokları harç kullanılmadan üst üste yükseltilirken herhangi bir kaymayı ve yıkılmayı önlemek için belli açılar uygulanmıştır. Bütün piramitlerde kenarlarının tabanla yaptığı iç açılar 51- 53 derece arasındadır. Bu da piramitlerin tepeye doğru aynı eğimle düzgün bir şekilde yükselmelerine neden olmaktadır.
Soru: Mısır tapınakları hakkında bilgi veriniz?
Cevap: Mısır tapınakları hem tapınma yerleri hem de devlet ve tarım yönetiminin, bilimsel ve tıbbi çalışmaların, merkezleri olan kamusal yapılardı. Çok işlevli bu yapılar ambar ve atölye olarak da kullanıyor, dinsel festivaller düzenleniyordu. Orta Krallık zamanında yönetici sınıf tapınaklarda ikamet eder ve eğitim görürdü. Rahipler, yazı yazmayı ve resim yapmayı tapınaklarda öğretirlerdi (Roth, 2000:248). Mezar tapınaklarının en eskisi mimar Senmut tarafından planlanan ve inşa edilen Kraliçe Hatshepsut’a ait olanıdır (s.22, Resim 1.23). Mısır’ın firavunluğa yükselen tek Kraliçesi olan Hatshepsut, Mentuhotep’in kurmuş olduğu Orta Krallığa ait mezar tapınağının hemen yanında bir benzerini kendisi için yaptırmıştır. Her iki yapı da benzer konumda ve benzer türde teraslıdır. Farklı olarak Hatshepsut’un mezar tapınağının yanında piramidi yoktur. Cesedi tapınağın arkasında bulunan kayanın içindeki koridor mezara yerleştirilmiştir. Her iki yanında sfenks sıralarının yer aldığı tören caddesi tapınağa bir vadi ile bağlıdır. Üst teras duvarla çevrili bir avludur. Bu avlunun dışında çift sütun sıraları, sağ yanında kraliçenin mezarı, sol yanında tanrı Ra adına yapılmış anıtsal sunağın bulunduğu daha küçük bir avlu bulunmaktadır. Esas kutsal bölüm, üst avlunun gerisindeki kayaya oyulmuştur (Sinemoğlu 1984:191-192).Sadece rahiplerin girebildiği, halkın yalnızca tören yolu üstünde törene katılabildikleri tapınaklar genellikle birbirini izleyen üç ana bölümden oluşan çok mekânlı yapılardır. Karnak Tapınağı’nda olduğu gibi tapınağa gelen yol üstünde obeliskler (dikilitaş) (s.22, Resim 1.24) ya da kral yontuları bulunmakta, bu yol büyük bir kapıya (pilon) açılmakta ve buradan çevresi sütunlarla çevrelenmiş bir açık avluya (peristil) geçilmektedir. Avludan ikinci bir kapıyla (pilon), çok sütunlu, ışığını tepeden alan bir salona (hipostile) girilir. Bu salondan da üçüncü bir kapıyla (pilon) sadece firavun ve en yüksek rütbeli rahibinin girebildiği, karanlık ve zengin bezemeli en kutsal odaya geçilmektedir (Pischel 1983:65)
Soru: Obeliks, Peristil, Pilon ve Hipostil nedir, açıklayınız?
Cevap: Obeliks: Dikilitaş, genellikle tek bir taş bloktan yapılan ve belirli bir kişi ya da olayı
simgelemek için dikilen ucu piramidal formda sivriltilmiş ince uzun taş anıtlara denir.
Pilon: Büyük kapı, dünyevi yaşamla uhrevi yaşamı birleştiren veya ayırdığı düşünülen kapıya pilon denir. Osiris’in hükmettiği farklı bölgelere ait kısımlar olarak betimlenir, ruhun bir bölgeden diğerine geçişini kolaylaştırdığı düşünülür.
Peristil: Tapınak ya da iç avluların sütunlarla çevrelenmişlerine peristil denir.
Hipostil: Taşıyıcı sütunların eş aralıklarla dizilmesiyle oluşturulmuş salonlar.
Soru: Mısır resim sanatı hakkında bilgi veriniz?
Cevap: Mısır’da resim, insanların beğenisine sunulmak için değil, ölümden sonraki yaşamda ölene kılavuzluk etsin, ona yardımcı olsun diye yapılırdı. Piramitlerin içindeki resimlerde özellikle Ölüler Kitabı’ndaki konular işlenir, Tanrı Anubis ile ölenin iyilik ve kötülükleri ve nasıl bir ölüm ve geleceğe sahip olduğu gösterilirdi. Mısır resminde sanatçı, konuyu nasıl rahat anlatabiliyorsa figürleri o açılara göre düzenlerdi. Bu yüzden bir resimde birden çok farklı açı kullanılabilmekteydi. Perspektif ve tonlama gibi resme derinlik kazandıracak düzenlemelere başvurulmaz, çok açılı anlatıma uygun olarak figürlerin başları profilden, vücutları cepheden, ayakları yandan gösterilirdi (s.22, Resim 1.25). Gözlerin profil düzenlemeye göre tek olması gerekirken bazen iki tane işlendiği de olurdu. Ağaç gövdeleri boydan, üstündeki çiçekleri yukardan, bir havuz üstten ama içindeki balıklar yandan gösterilirdi (s.22, Resim 1.25). Mısır’da yaşam, inanç ve gelenekler sanatçının resmi kurmada temel bakış biçimini oluştururdu. Buna göre resmin içindeki figürler belli bir hiyerarşiye göre yerleştirilir, tanrı-kral/firavun resimde yer alıyorsa merkezde ve daha büyük boyutlu, diğer figürler firavuna göre daha küçük boyutlu işlenirlerdi. Mısır resmi çok sıkı yasalara göre yapılırdı. Örneğin erkeklerin tenleri, kadınlarınkinden daha koyu boyanırdı. Sanatçılar güzel yazı yazmak, imgeleri ve simgeleri, açıklık ve belginlikle taşa oymak zorundaydılar. Mısır tanrılarının görünümleri önceden sıkı sıkıya saptanmış ve kalıplaşmıştı. Bu kalıpların dışına çıkılamazdı.Bu yüzden, Mısır resim sanatı, üç bin yıldan uzun süren bir zaman içinde çok az değişmiştir. Yeni Kralık’ta IV. Amenhotep (Akhenaton) firavun olur olmaz baş tanrı Amon’un yerine Aton’u geçirerek diğer tanrılara inancı yasaklamış tek tanrı inancını yerleştirmeye çalışmıştır. Akhenaton’un ısmarladığı resimlerde önceki firavunların resimlerindeki katı duruş yoktur (s.23, Resim 1.26). Akhenaton’un MÖ 1352’de ölümünden sonra eski tanrılara geri dönülmüştür. 1922 yılında bulunan Tutankhamon’un mezardan çıkan eserlerin bazılarında Aton dininin başlattığı yeni üslubun izleri görülür. Örneğin Firavun ve eşini gösteren resimde boyut farkı ve hiyerarşi yoktur (s.23, Resim 1.26). Akhenaton ve oğlu Tutakhamon döneminde yaşanan bu büyük değişim Tutakhamon’un çok genç yaşta ölümü ile devam edememiş, Mısır sanat ve yaşamındaki geleneklere tekrar geri dönülmüştür.
Soru: Mısır heykel sanatını açıklayınız?
Cevap: Mısır heykellerinde sert taşlar, granit ve porfir kullanılmış, ender olarak ahşaptan da
heykeller yapılmıştır. Firavun ve çevresine ait heykellerde belirli kurallara bağlı kalınmış, halk sanatı olarak adlandırılan heykellerde daha serbest bir üslup denenmiştir. Heykel
yaşayan figürün ölümden sonra canlı bedenini temsil edeceğinden, heykeli yapılan kişinin görünüşüne uyulmaya çalışılmıştır. Heykeller, çoğunlukla ayakta, frontal (tam karşıdan, cepheden) duruşlu, kollar aşağı sarkık, eller bir rulo tutuluyormuş gibi yumruk yapılmış olarak yontulmuştur. Ayakta duran figürlerde hareketsizliği kırmak için çoğunlukla sol ayaklar bir adım aralığında öndedir. Diz ve dirsekler vurgulanmıştır. Oturan figürlerde iki bacak birleştirilmiş, eller diz üstünde ya da göğüs hizasında, avuç içleri hafif ortası boş yumruk biçiminde ve başlar ileri bakar şekilde dik olarak düzenlenmiştir (s.23, Resim 1.27). Erkek heykellerinin tenleri kadın heykellerine göre daha koyudur. Erkek giysileri sadece bel ve kalça bölgesini kapatır. Tüm vücudu örten kadın giysileri diz ve göğüs hizasında birer çizgiyle vurgulanır. Anıtsal heykellerin dış
mekânlara yapılan sfenksler ile tapınak cephelerinde ya da giriş hollerinde ayakta ve oturur biçimde bulunan sıralı heykel gruplarından oluşan iki önemli türü daha bulunmaktadır. Giza’daki firavun Kefren’e ait olduğu düşünülen insan başlı ve aslan vücuduna sahip anıtsal sfenksin başında iki kulağı açıkta bırakan nemes adı verilen kral/firavun başlığı bulunmaktadır (s.21, Resim 1.22). Sıralı heykel grupları ve sfenksler geniş coğrafi düzlüklere açılan alanların ve tapınakların girişlerine yapıldıklarından sonsuzluğa bakar şekilde yontulurlar (s.22, Resim 1-24). Mısır heykellerinin belli kurallara bağlı kalmadan yapılmış halk sanatı olarak adlandırılan örneklerinde sanatçı, konusunu dünyevi yaşamın içinden aldığı için figürlerin hareketleri daha rahat ve serbesttir. Görünüşlerindeki doğallık ve farklı malzemeleriyle Mısır heykel sanatı örneklerinden ayrılan bu heykellerin en tanınmışlarını bağdaş kurmuş vaziyette oturan kâtip heykeli ile bir elinde asa tutar vaziyette ayakta duran Şeyh el Beled (s.24, Resim 1.28) heykeli oluşturur.
Giriş
Soru: Tarih hangi olay ile başlar?
Cevap: Günümüzden yaklaşık beş bin yıl önce, ilk kez Mezopotamya coğrafyasında Sümerler tarafından kullanılan yazı, insanlığın en büyük buluşlarından biridir. Tarih yazıyla (MÖ 3200) başlatılmakta, yazının bulunuşundan önceki uzun evre tarih öncesi (prehistorik), yazının bulunuşundan günümüze kadar geçen evre tarih çağları olarak adlandırılmaktadır.
Soru: Yazının kullanılmasıyla birlikte başlayan tarih değişik coğrafyalarda değişik tarihlerde kullanılmaya başlanmıştır. Anadolu için tarih ne zaman başlamaktadır?
Cevap: Yazının kullanımı farklı coğrafyalarda ve farklı tarihlerde gerçekleştiğinden, tarihin başlangıcı için ortak ve kesin bir tarih verilememektedir. Değişik coğrafyalarda değişik tarihlerde başlayan tarih dönemi Anadolu için Asur ticaret kolonileri vasıtasıyla yazının Anadolu’ya girdiği ve kullanılmaya başladığı MÖ 1950’lerdir.
Soru: Tarih öncesi çağlar kaça ayrılmaktadır?
Cevap: İnsanlığın tarih öncesi çağları, ilkin taşın daha sonra taşla birlikte önce bakırın ardından diğer madenlerin kullanılması nedeniyle Taş (MÖ 2,5 milyon yıl-MÖ 5.500) ve Maden Devri olarak iki ana başlık altında toplanabilmektedir. Maden Devri, Bakır (Kalkolitik) (MÖ 5500-MÖ 3000), Tunç (MÖ 3000-1200) ve Demir Devri olmak üzere üç ana gruba ayrılmaktadır.
Soru: Günümüz insanı ile tarih öncesi insanının ürettikleri sanatsal ürünlerin ortak yanları nelerdir?
Cevap: İlk Çağ insanının yarattığı nesne ve eserler, günümüz insanının uzak atalarını ve onların yaşadıkları tarih öncesi dönemi anlayabilmesine yardımcı olmaktadır. İnsanoğlu, günümüzde olduğu gibi uzak geçmişte de en kolay olarak kendini ifade etme yoluna gitmiştir. Kullanılan malzemeler, yaratılan nesneler, bu nesnelerin formları, giderek sanat eserleri, sadece görüneni değil, görünenin arkasında dünya ile kurduğu bağı, yaşamına ait detayları ve anlatmak istediğini de içinde barındırmaktadır. O günün insanının sıradan bir nesne ile kurduğu ilişki günümüz insanının ileri teknolojisi ile eş değerdi, bu insanların bir taşa, bir duvara veya bir anıtın yüzeyine işledikleri görüntüler de bugünün insanının yarattığı nesne ve sanatsal ürünlerin o günkü karşılığı idi.
Mezopotamya’da Tarih Öncesi ve İlk Çağ Sanatı
Soru: Mezapotamya ne anlama gelmektedir?
Cevap: Mezopotamya (Yunanca ) eski Yunanlılar tarafından, yaklaşık bugünkü Irak topraklarına denk gelen, Dicle ve Fırat Nehirleri arasında yer alan araziye verilen addır. Irmaklar arasındaki ülke anlamına gelmektedir. Dicle ve Fırat Nehirlerinin doğdukları Güney ve Güneydoğu Anadolu’dan denize döküldükleri Basra Körfezi’ne kadar olan toprakları içerisine alan Mezopotamya’nın kültürel sınırları kesin olarak belirlenemese de günümüzde Irak, Kuzeydoğu Suriye, Güneydoğu Anadolu ve Güneybatı İran topraklarından oluştuğu söylenebilir (Leick 2002:xiii; Köroğlu 2009:11-12).
Soru: Mezopotamyanın Paleolitik, Mezolitik ve Neolitik dönemleri hakkında bilgi veriniz?
Cevap: Dünyanın diğer kesimlerinde olduğu gibi Mezopotanya’da da insan varlığının izlerine Paleolitik Devir’de (MÖ 1100000-12000) rastlanır. Temel yaşam gereksinimlerinin avcılık ve toplayıcılıkla karşılandığı bu dönemde kazımak, kesmek, kıymak ve vurmak gibi işlerde kullanılmak üzere çakmaktaşı ve obsidiyenden (doğal cam) yapılmış, ilk standart taş aletleri üretilmiştir. Mezolitik Devir (MÖ 12000-10000) için bölge nüfusunun arttığı ve ilk defa köpeğin evcilleştirildiği söylenebilir. İklimin değişmesi, hayvan çeşitlerinin farklılaşması gibi nedenlerden dolayı av sistemi değişmiş ve mikrolit adı verilen minik taş aletler ortaya çıkmıştır. Neolitik Devir’de (MÖ 10000-5200) taş temelli, kerpiç ya da sazdan yapılmış evlerden oluşan ilk köyler kurulmaya başlanmış, bazı bitkiler tarıma alınarak ilk düzenli üretim gerçekleştirilmiştir. Başlangıçta olmasa da bu sürecin günlük yaşama taşıdığı en önemli yeniliklerden biri de kilin şekillendirilerek kap kacak biçimine dönüştürülmesi yani çanak çömlek yapılmasıdır. Araştırmacılar tarafından Neolitik Çağ, Çanak Çömleksiz Neolitik (akeramik) ve Çanak Çömleki Neolitik olarak iki evre altında ele alınır. Çanak Çömleksiz Neolitik (MÖ 10000-6000) evrede büyük iş gücü gerektiren anıtsal yapıların inşa edilmiş olduğu söylenebilir. Örneğin Şanlıurfa’nın Örencik Köyü yakınlarındaki Göbekli Tepe Höyüğü’nde çapları 10 ile 30 metre arasında değişen boyutlarda, taş duvarlı, yuvarlak ya da oval biçimli tapınaklar bulunmuştur (s. 12, Resim 1.11). Ayrıca, çeşitli ritüel ögeleri olarak idollerin de yapıldığı bu dönemin günlük yaşamında taş kaplar, yontma taştan ok uçları, kemik aletler kullanılır. Çanak Çömlekli Neolitik evresinde, çanak-çömlek grupları ilk bulundukları merkezlerin adıyla tanımlanmış, bu adlandırma aynı zamanda ilgili kap gruplarının ait oldukları kültürler için de geçerli olmuştur. Yani çeşitli kültürler sadece çanak-çömlek türlerinin ilk bulundukları merkezlerle anılmış ama bu kültürlerin yaratıcıları, etnik yapıları, dilleri ve yöneticileri hakkında tek bir ipucu elde edilememiştir (Erkanal 2008: 1039). Örneğin Hassuna, Samarra, Halaf ve Obeyd gibi isimler hem bir kenti hem de geniş bölgelerde farklı zaman dilimlerinde kabul gören kültürel unsurları ifade ederler (Köroğlu 2009:42).
Soru: Tarih öncesi Mezopotamya kültürlerini açıklayınız?
Cevap: Hassuna kültürü, adını Kuzey Irak’ta Musul yakınında kurulmuş Hassuna’dan almaktadır. MÖ altıncı binin başlarına tarihlenen Hassuna evresi çok mekânlı, duvar yapımında kerpiçin kullanıldığı mimari açıdan çok gelişmiş bir dönemi temsil eder. Evlerin tabanları altında açığa çıkarılan mezarlarda, aralarında pişmiş toprak heykelcikler, taş kaplar, süs eşyası ve çanak-çömleklerin de bulunduğu sayısız mezar eşyası ele geçmiştir. Hassuna Dönemi’nde ayrıca, ham bakırdan dövülmek suretiyle takı gibi çeşitli eşyalar da yapılmıştır (Erkanal 2008:1039; Köroğlu 2011:11).
Samarra kültürü (MÖ 5300-5100), Orta Mezopotamya’da, Bağdat’ın 90 km kuzeyinde ortaya çıkmıştır. Kendine özgü boyalı ve iyi pişirilmiş bir çanak çömlek grubu üzerinde stilize insan, hayvan ve bitki motifleri görülmektedir.
Halaf kültürü (MÖ 5500-4800), adını, seramik örneklerinin ilk çıkarıldığı yer olan Suriye’nin kuzeyindeki Halaf Höyüğü’nden almaktadır. Bu dönemde üretilen çanak çömleğin üzerinde yaygın olarak geometrik motifler ve Tanrı simgesi olan boğa başı figürü yer alır. Halaf kültürünün son evresinde çanak çömlek pişirme fırınlarının çok geliştiği söylenebilir. Bu döneme ilişkin en yaygın buluntuları ana tanrıça olarak nitelendirilen ve dinsel inançlarla bağlantılı idoller oluşturmaktadır.
Obeyd/Ubaid kültürüne (MÖ 5900-4300), ilk kez Sümer yerleşimi olarak bilinen Ur Höyüğü’nün yakınında Tel El Ubaid adlı höyükteki araştırmada rastlandığı için bu höyüğün adı verilmiştir. Bu dönemde yavaş dönen el çarkının kullanılmaya başlanması bir yeniliktir. Bu yöntemle daha fazla sayıda üretim yapmak mümkün olmuştur. Üretilen seramikler üzerinde genellikle kare, daire, üçgen gibi geometrik motifler yer almaktadır.
Soru: Sümer uygarlığı ve sanatı hakkında bilgi veriniz?
Cevap: Sümerler, Dicle ve Fırat Nehirleri arasında, sonradan Babil olmuş ve günümüzde de Bağdat’tan Basra Körfezi’ne kadar olan bölgede yaşamışlardır. Sümer uygarlığının bilinen en eski merkezi Uruk’dur. Kentte Sümerlere özgü bir yapı türü olan zigguratlar yani kule tapınaklar bulunur. MÖ 3500 ile MÖ 3100 arasında yapılmış, badanalı tuğla duvarlarıyla Uruk’taki (modern adı Warka) Beyaz Tapınak, tapınak yapısıyla taçlandırılan zigguratların ilk örneklerinden biridir. Tapınağın planı Lagaş kentinin idarecisi Gudea heykelinin kucağındaki levhaya kazınmış yapının planı gibidir (s. 14, Resim 1.12) (Roth 2000:221). Bir diğer önemli ziggurat ise Ur kentindeki Nannar’ın zigguratıdır (s. 14, Resim 1.13).
Kentsel mimaride, bölgede ahşap az bulunduğu için bir çeşit zift harcına yatırılmış koruyucu ateş tuğlası tabakasıyla kaplı çamur tuğla kütleleri kullanılmıştır (Roth 2000:221). Bu dönemde sadece tapınak değil, kerpiç ve tuğlanın yapı malzemesi olarak
kullanıldığı saray yapıları ve bilinen en eski kubbe örneğinin uygulandığı mezar yapıları da inşa edilmiştir.
MÖ üçüncü binin ikinci çeyreğinde yeni bir toplumsal düzen yaratan Sümerlerin MÖ 3200 yıllarında geliştirdikleri çivi yazısı, üç bin yıla yakın bir süre boyunca Akkad, Babil, Pers, Hitit ve Urartu gibi bir çok toplum tarafından kullanılmış ve Fenike kıyılarında geliştirilen alfabe yazısına öncülük etmiştir (Köroğlu 2011:22). Çivi yazısı ile ilgili olarak bu dönemde “yazıcılık” mesleği oluşmuştur. Kil tabletlerin üzerine işaretleri basmak ve silindir biçimli mühürlere kazımak yazıcıların işidir. Tabletler ve silindir mühürler bu döneme özgü bulgulardır (s. 14, Resim 1.14). Mühürler üzerinde armaya benzer biçimde iç içe yerleştirilmiş asker ya da hayvan figürlerinden oluşan savaş ya da av sahneleri ile halkın günlük yaşamından alınan sahnelerin oluşturduğu iki konu işlenmiştir (Pischel 1983:25-26).
Sümerlere ait, dinsel amaçlı olarak seri üretildiği anlaşılan çok sayıda kabartma levha ve heykelcik bulunmaktadır. Ortasındaki delikten geçen bir çivi ile tapınak duvarına asıldığı anlaşılan kireçtaşı bir kabartmada, Lagaş kralı Ur-Nanşe, tapınak inşası için sepet içinde tuğla taşırken gösterilmektedir (s. 15, Resim 1.15).
Tanrıların, kralların, önemli devlet adamlarının ve kentin önde gelenlerinin tasvir edildiği
Sümer heykelleri, genellikle hareketsiz, ağır ve dinsel niteliktedir. Heykellerin üzerinde belden üstü çıplak, sağ omuzu açıkta bırakan ve tek parçadan oluşan bir elbise bulunmaktadır. Eller ise ibadet pozisyonunda göğsün üstünde birleştirilmiş durumdadır.
Sümer sanatının önemli örneklerini oluşturan kral mezarlarından ele geçen zengin armağanlar, altın başta olmak üzere, Uzak Doğu’dan geldiği anlaşılan değerli taşlar ile yapılmış takılar, süs eşyaları ve müzik aletleri Sümer sanatının önemli eserleri içinde yer alırlar.
Soru: Ziggurat ve Çivi Yazısı’nı açıklayınız?
Cevap: Ziggurat: Birbirine rampalarla bağlanan katlardan meydana gelen, tepesi kesik piramit biçiminde olan tapınak.
Çivi Yazısı: Sümerler tarafından bulunan bu yazı, çivi şeklinde çeşitli hatların
düzenlenmesinden meydana gelir. Yazı, kilden levhalar üzerine yazılır ve sonra pişirilir.
Bu levhalara da “tablet” denir.
Soru: Akkad Uygarlığı ve sanatı hakkında bilgi veriniz?
Cevap: Akkadların anavatanları ve Mezopotamya’ya geliş tarihleri hakkında kesin veri bulunmasa da Akkad Krallığı’nın (MÖ 2350-2150), Asur ve Babil gibi Sami kökenli krallıkların öncüsü olduğu bilinmektedir (Köroğlu 2009:76). Sargon MÖ 2334’te Agade
adlı merkezi kurarak bağımsızlığını ilan etmiş, Basra Körfezi’nden Akdeniz’e kadar
Güney Mezopotamya’da geniş bir alana yayılan Akkad Krallığı’nı kurmuştur (Soysal 2008:50). Sargon ile başlayan süreçte yeni bir devlet modeli ve yeni bir kral tipi oluşmuş, yönetici sülale ve kral daha güçlü konuma gelmiştir. Akkad Kralları Evrenin Kralı ve Akad’ın Tanrısı gibi unvanlar kullanmaya başlamışlardır. Akkad Kralı Naram-Sin, isminin başına tanrı isimlerini belirtmek için konulan bir işaret ekletmiş ve stelinde kendisini, yalnızca ilahi varlıklara özgü bir simge olan çift boynuzlu bir başlıkla betimletmiştir (s. 15, Resim 1.16). Dolayısıyla Akkad sanatının, sarayın ve kralın yüceltilmesi kurgusuyla şekillendiği ve propaganda amaçlı kabartma ve stel örneklerinden oluştuğu söylenebilir (Köroğlu 2011: 43-45). Savaşçı olan Akkadlar, tanrıların temsilcisi değil de doğrudan tanrı gibi gördükleri krallarının yaptığı işleri dikili taşlar ve kabartmalarla yüceltmiş ve krallarının taş ya da bronzdan heykellerini yapmışlardır (Pischel 1983:28). Özellikle kabartma, büst ve heykellerde ince görünümlü, anatomik doğruluğun büyük önem taşıdığı, gerçekçi plastik sanat anlayışının egemen olduğu söylenebilir (Nissen 2004:191).
Soru: Dikili taşların yapılış amacı nedir?
Cevap: Önemli bir olayın anısı için dikilmiş genellikle granitten, kare veya dikdörtgen kesitli,
tepesine doğru incelerek pramit biçiminde sonuçlanan yüksek taşlardır.
Soru: Asur tarihi kaç başlık altında incelenir?
Cevap: Asur tarihi, Eski Asur (ikinci bin yılın ilk yarısı), Orta Asur (ikinci bin yılın ikinci yarısı) ve Yeni Asur Kralığı (MÖ 1000-612) olmak üzere üç başlık altında incelenir. Yaklaşık olarak bin beş yüz yıl devam eden Asur kültürü bir çok bakımdan Sümer Dönemi’nde oluşan köklü geleneklerin devamıdır (Köroğlu 2011:56).
Soru: Asur Uygarlığının mimari, heykel, kabartma vb. sanatsal yapıları ve gelişimleri hakkında bilgi veriniz?
Cevap: Orta Asur Dönemi’nde ikinci bin yılın başlarında kent devleti olarak öne çıkan Asur, Anadolu ile yapılan ticarette yine önemli rol oynamıştır. Bu döneme ait önemli yapılar içinde Asur kentinde inşa edilmiş İştar Tapınağı bulunmaktadır. Yeni Asur Krallığı (MÖ yaklaşık 1000 ile MÖ 612 arası), Ön Asya’nın en güçlü devletlerinden biridir. Yeni Asur Krallığı’nın güçlenmesi, yeni başkent ve eyalet merkezlerinin inşası, anıtsal yapıların çoğalması, daha gösterişli heykel ve kabartma yapımına zemin hazırlamıştır. Devletin gücünü ve kralın başarılarını ölümsüzleştirmek amacıyla saray duvarlarını süsleyen figürlü kabartmalar, dönem sanatının ulaştığı seviyeyi gösteren en önemli eserlerdir. Taş bloklar üzerine işlenen sahneler, sefer ve sefer sonrasında yapılan kutlamalardan, dinî törenlerden ve av sahnelerinden seçilmişlerdir. Bu dönem için yeni olan taş levhalar üzerine bir öykünün arka arkaya film şeridi gibi işlenmesidir. Bu hikayeci anlatım ayrıca
bronz levhalara da uygulanmıştır. Asur sanatında, taş ve maden eserler dışında fildişi, cam eserler ve Mezopotamya sanatının devamı olarak çeşitli damga ve silindir biçimli mühürcülük ürünleri bulunmaktadır (Pischel 1983:30-31; Köroğlu 2011:94-98).dönemin en önemli Saray yapıları arasında Nimrud’da Kuzeybatı Sarayı, Horsabad Sarayı, Ninova’da Güneybatı Sarayı ve Kuzey Sarayı sayılabilir. Saray duvarlarındaki ortostadlar dönemin tasvir sanatının en güzel örnekleridir. Kral II. Aşurnasirpal’in (MÖ 883-859) yaptırdığı Nimrud’daki Kuzeybatı Sarayı’nın iç dekorasyon kabartmalarda, Aşurnasirpal’in düşmanlarına karşı yürüttüğü askerî kampanyalar, kötü ruhlardan korunmak için gerçekleştirilen ritüeller ve Eski Mezopotamya’da bir kraliyet sporu olan avcılık ile ilgili sahneler yer alırlar (s.16, Resim 1.17). Kötü ruhlardan korumak için saray girişlerine Lamaşşu adı verilen heykeller yerleştirilmekteydi (s.17, Resim 1.18). Genellikle tapınaklara armağan olarak yapılan heykellerden ise günümüze az sayıda örnek ulaşmıştır. British Müzesi’nde yer alan II. Aşurnasirpal’in heykeli en önemlilerindendir.
Soru: Lamaşşu nedir?
Cevap: Yeni Asur sanatında İnsan başlı, hayvan gövdeli, kanatlı ve tek parça taştan yapılmış, ağırlıkları kırk tona ulaşan anıtsal heykeller.
Soru: Babil uygarlığı ve sanatı hakkında bilgi veriniz?
Cevap: Güney Mezopotamya’da yaklaşık 1250 yıl varlığını sürdüren Babil, Eski, Orta ve Yeni Babil Krallıkları olmak üzere üç siyasi döneme ayrılır. Babil adı, hem bir kentin hem de kralığın adıdır. Eski Babil Krallığı’nın en önemli kralı Hammurabi (MÖ 1728-1686)’dir. Hammurabi’nin yazdırdığı kanunlarda toplumda düzenin nasıl sağlandığı, suç çeşitleri ve cezaları ayrıntılı olarak belirtilmektedir. Neredeyse tüm Mezopotamya’ya kendi yasalarını kabul ettiren Hammurabi’nin gücünü siyah bazalt taşından yapılmış bir stel simgelemektedir. Susa kentinde bulunan 2,25 metre yüksekliğindeki bu stelin en üstünde Hammurabi, Yasaları yapmak için Güneş Tanrısı’ndan emir alırken tasvir edilmiş, bu sahnenin altına da 282 maddelik yasa kazınarak yazılmıştır (Pischel 1983:29). Orta Babil Krallığı, siyasi egemenliği elinde bulunduran Kasitler’in adıyla da anılmaktadır. Geleneksel özelliklerin sürdürüldüğü dönem sanatının az sayıdaki tasvirli örnekleri arasında, diyorit ve kireçtaşından yapılmış, sınır taşı olarak da tanımlanan stel biçimdeki kudurrular en önemli grubu oluştururlar (Soysal 2008:169). Yeni Babil Krallığı, MÖ 625- MÖ 539 tarihleri arasındaki Pers işgaline kadar süren 86 yıllık bir
dönemi kapsar (Köroğlu 2011:82). Mezopotamya’nın en görkemli kentlerinden biri olan ve bu bölgede gelişen uygarlıkların son başkenti Babil’den, günümüze ulaşan anıtsal
yapıların kalıntıları bu döneme aittir. Egemenliklerini görkemli yapılarla yüceltmek isteyen Nabopolassar ve Nebukadnezzar döneme damgasını vurmuş krallardır. Nebukadnezzar’ın İştar Kapısı (s.17, Resim 1.19) ile ünlü sarayları, ortasından Fırat Nehri’nin geçtiği çift sıra surlu Babil kentinin doğu yakasında bulunmakta, İştar Kapısı’ndan başlayan tören yolu, Babil’in resmî tanrısı Marduk’un Tapınağı’na ulaşmakta, bu tapınağın kuzeyinde ise Babil Kulesi olarak adlandırılan ziggurat yer almaktaydı. Mimari açıdan Babil’in Sümer geleneklerini sürdürdüğü, kentteki sarayların Asur saraylarından daha büyük, sırlı tuğla bezemeli ve renkli olduğu söylenebilir (Köroğlu 2011:95-96; Pischel 1983:33; Soysal 2008:169).
Soru: İştar kapısı nasıl bir yapıdır?
Cevap: İştar Kapısı adını aşk ve savaş tanrıçasından almıştır. Yaklaşık MÖ 575 yılı civarında Nebukadnezzar tarafından yaptırılmıştır. Babil kentinin en görkemli anıtlarından olan 12 m yüksekliğindeki kapının ve çevresindeki surların üzerinde mavi ve sarı sırlı tuğlalardan aslan, ejder, boğa ve rozet bezemeleri yer almaktadır. Bunların büyük bölümü Almanya’da Berlin Müzesi’ne taşınmış, orada sergilenmektedir. Ayrıca bir
bölümü de İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde bulunmaktadır.
Tarih Öncesi
Soru: Litik ekini açıklayınız?
Cevap: Zamanları tanımlayan kavramların sonundaki -litik eki litosdan gelmektedir ve taş anlamınadır. Bu yüzden bu dönemler Taş Çağları olarak adlandırılmaktadır.
Soru: Taş devri kaça ayrılmaktadır, isimleri ve özellikleri nelerdir?
Cevap: Taş Devri: Paleolitik (Eski Taş), Mezolitik (Orta Taş) ve Neolitik (Yeni Taş) olmak üzere üçe ayrılır. Paleolitik Devir, insanın henüz üretime geçmediği ve doğada bulduklarıyla geçindiği dönemdir. İnsanın medeniyet yolunda attığı ilk adımı ateşin keşfi oluşturur. Mezolitik Devir’de Paleolitik Devir’de sürdürülen avcılık, toplayıcılık ve göçebe yaşam tarzı, bu dönemde değişen doğal çevre ve iklim koşulları sonucunda yerini mevsimlik ve kalıcı yerleşmeye bırakmaya başlamıştır. Dönemin sonunda gıda birikimine başlandığı ve ilkin köpeğin evcilleştirildiği söylenebilir. Neolitik Devir’de buzul çağlarının sona ermesiyle iklimsel ve çevresel değişimler insanın yaşam biçiminde değişiklere neden olmuş, belli bir bölgede uzun süreli, çevreye ve toprağa bağlı olarak yerleşik yaşam başlamıştır. Bu dönemin en önemli gelişmesi bilim insanlarının devrim olarak nitelendirdikleri yerleşik yaşama geçiştir.
Soru: Yerleşik yaşama hangi tarihsel dönemde geçilmiştir, açıklayınız?
Cevap: Neolitik Dönem ile birlikte yerleşik yaşama geçen insanoğlu ekip biçmeye, tarım kültürüne ve kendi yaşam alanını doğal barınaklarla birlikte kendisi yapmaya başlamıştır. Sadece barınmak için doğal barınaklara zorunlu kalmayan insan, sosyalleşmeye ve suyu tarımsal üretimde daha yoğun kullanmaya başlamış, su kenarları yeni yaşam ve tarım alanlarının ana karakterini oluşturmuştur. O zamanlardan günümüze kalan doğal barınak, mağara ve höyüklerden ele geçen malzemelerle duvarlara çizilen resimlerden dönem insanının nasıl bir yaşama ve kültüre sahip olduğu izlenebilmektedir.
Soru: Farklı zamanlarda oluşan kültür katmanlarının toprakla üstlerinin örtülmesi ile oluşan doğal tepeciklere ne denir?
Cevap: Höyük
Soru: Taş Devri’ne ait mağara duvar resimlerinin en önemlileri nerededir ve ne tür resimlerdir?
Cevap: Taş Devri’ne ait mağara duvar resimlerininin en önemlileri, erken dönem yerleşimlerinden Fransa’daki Lascaux ve İspanya’daki Altamira Mağarası’nda bulunmaktadır. Hayvan üslubu olarak nitelendirilen bu dönemin av konulu resimlerini gerçekleştiren insanlar, tanıdıkları hayvanlardan tümünü resmetmemiş, başlangıçta yalnız korktukları, daha sonraları yalnız yararlandıkları hayvanları resmetmişlerdir. Resimlere konu olan hayvanlar arasında bizon, mamut, ayı, at, geyik, keçi, kuş ve balık gibi avcılığın ne denli büyük öneme sahip olduğunu gösteren hayvan türleri bulunmaktadır (Sinemoğlu 1984: 15). Ayrıca mağara resimleri avcılığın ağırlıklı olarak erkekler tarafından yapıldığını dolayısıyla bu çağda kısıtlı da olsa bir toplumsal iş bölümünün bulunduğunu gösterir. O günün insanının av ritüelini gösteren bu resimler için avcının avını tanıması ve avının iyi geçmesi amacıyla duvarlara çizdikleri düşünülebilir.
Soru: Ritüelin kelime anlamını açıklayınız?
Cevap: Bir inancı oluşturan hareket ve malzemeler, tören.
Soru: Taş devrine ait en eski anıtlar hakkında bilgi veriniz?
Cevap: Taş Devri’ne ait en eski anıtlar Neolitik Dönem’de görülmeye başlar. İnsanlar, bu anıtları ölü kültü veya insanüstü tanrısal güçlerle de birleştirerek anıtsal ölçülerde yapmış, gerçekte olduğundan daha yüceltmiş ve ölümsüzleştirmişlerdir. En sade biçimde ayakta duran taş, dikilitaş veya menhir adını almakta ve anıtların atası sayılmaktadır. Menhirlerden dolmenler ve kromlekler doğmuştur (Resim 1.1). Dolmenler iki veya daha fazla dikilitaş üzerinde yatay taşların, kromlekler ise üç veya daha fazla dikilitaşın bir sunak çevresinde dairesel bir düzen ile bazen de iç içe sıralar hâlinde yer almasından oluşmaktadır (Sinemoğlu 1984:8-9). İngiltere’deki Stonehenge en iyi kromlek anıt grubunu oluşturmaktadır.
Soru: Menhir nedir?
Cevap: Menhirlerin ölü insanın ruhuna devamlı bir barınak sağlamak amacıyla dikildikleri sanılmaktadır. Üçte ikisi toprak altında bırakılan menhir, aynı zamanda insanla doğa arasında bir birleştiricidir. Aslında menhirler insan eliyle taşta var olmayan bir anlam kazanmış ve simgesel bir niteliğe bürünmüşlerdir.
Soru: Maden devri hakkında bilgi veriniz?
Cevap: Zaman içinde malzemeler çeşitlendikçe insan elinden çıkan formlar da çeşitlenmeye ve çoğalmaya başlamıştır. Taşın yanında madenin ağırlıklı olarak kullanılmaya başlamasıyla üç evreye ayrılan Maden Devri’ne girilmiştir. Bakır gibi bir madenin işlenebilir yumuşaklıkta olması madenden yapılan nesnelerin kalıcılığı, madeni zaman içinde değerli kılmış, taş kullanımının devam ettiği, bakırın ağırlıklı olarak kullanıldığı ilk dönem, taş ve bakır anlamında Kalkolitik Devir olarak adlandırılmıştır. Bakırın kalayla karışımından elde edilen tunç/bronz, özellikle sertliği ve dayanıklılığı ile av ve savaş malzemesi yapımında tercih edilmiş ve Maden Devri’nin ikinci evresine Tunç Devri olarak adını vermiştir. Daha sonra, demirin keşfi ve kullanılması ile Maden Devri’nin son evresinde Demir Devri’ne girilmiş ve demir kullanımı uzun yüzyıllar devam etmiştir.
Ünite 2
Soru: Taoculuk öğretisinin en önemli sembolu nedir?
Cevap: Konfüçyüs ile aynı yüzyılda yaşamış bulunan filozof ’un (MÖ 604-MÖ 517) kurduğu Taoculuk öğretisinin en önemli sembolü, daire biçimli bir yüzeye yapılmış kırık hatlı geometrik çizgilerle oluşturulmuş semboldür.
Giriş
Soru: Tibet evlerinin özellikleri nelerdir?
Cevap: Tek ya da bir kaç katlı olabilen Tibet evleri küp biçimli, az pencereli ve düz damlı yapılardır. Genel bir oturma odası (sofa) ile bu mekanı çevreleyen yatak odalarından oluşurlar. Odaların tavanlarında ocak dumanlarının dışarıya çıkmasını sağlayan açıklıklar yer alır. Anadolu evleriyle benzerlik gösteren bu evler, dış görünüşleri itibariyle oldukça moderndir.
Hind-i Çin Sanatı
Soru: Hind-i Çin terimi hangi coğrafi alanı kapsamaktadır?
Cevap: Güneydoğu Asya’da, Hindistan ile Çin arasında bulunan yarımada ve uzantılarındaki Myanmar, Tayland, Singapur, Kamboçya, Malezya ve Vietnam’ı kapsayan bölge için kullanılan Hind-i Çin terimi, tarihte Laos, Kamboçya ve Vietnam’ı tanımlamak için kullanılmıştır.
Soru: Feng-shui nedir?
Cevap: Feng-shui: iki bin yıl boyunca Çin ve Çin kültüründen beslenmiş milletlerde rüzgar ve su bilimine verilen addır. Feng-shui uzmanına sormadan ne ev, ne mezar yeri belirlenebilir. Önemli olan dağanın güçlerini en iyi şekilde etkileyebilmek için düzenlemek ve yönetmektir.
Hint Sanatı
Soru: Yunan-Hint üslubu Hint mimarisinin evreleri nelerdir?
Cevap: Hint mimarisi, Yunan-Hint üslubu, Brahmanlığa ait mimari, Budacılığa ait mimari, Hint-İslam mimarisi ve Modern Hint mimarisi olmak üzere başlıca dört devirde toplanarak incelenmektedir.
Soru: Cayna/Merkezi Hindistan uslübunun en önemli eseri hangisidir?
Cevap: Üslubun, en önemli eserleri Bombay’ın doğusundaki Ellora’da bulunmaktadır. 30 metre yükseklikteki İndra (6.yy) ve Kailasa (8.yy) Mabedleri, kayanın içinden oyularak bir bütün olarak çıkarılan kaya kütlesinin etrafı temizlenerek merkeze alındığı, dışının heykel gibi biçimlendirildiği, içine yine oyularak mekanlarının yapıldığı binalardır.
Soru: Hindistan’da kaya içlerine oyulmuş mabedlerin en ünlüleri hangileridir?
Cevap: Kaya içlerine oyulmuş mabedlerin en ünlüleri Ajunta Mabetleri (MÖ 150-MS7.yy)’dir.
Soru: Hindistandaki Türk hakimiyeti hangileridir?
Cevap: Hindistan’da Türk hakimiyeti: Gazneliler (963-1186), Kölemenler (1206-1290), Halaçlar (1290-1320), Tuğluğlar (1320-1398 ve 1399-1413), Timurlular (1398-1399), Seyitliler (1413-1451), Ludiler (1451-1526), Babürlüler (1526-1857) hüküm sürmüşlerdi.
Gazneli Devleti’yle özellikle kuzey Hindistan’da Türk hakimiyeti başlamış ve bu hakimiyet Gaznelilerin yıkılışından sonra da ard arda gelen Türk Hanedanlıkları tarafından 1857’deki İngiliz işgaline kadar yaklaşık 864 yıl sürdürülmüştür.
Japon Sanatı
Soru: Japon mimarisinde 7., 8. ve 9. yy önrekleri nelerdir?
Cevap: 7. yüzyıl Japon mimarisini Assakura Sarayı ve Horinji Buda Mabedi temsil eder. 8. yüzyılda İmparator Şiyummun’un (724-949), Tago Kalesi’ni ve zamanının başkenti Nara’da içlerinde Todaiji Buda Mabedi’nin de bulunduğu birçok binayı, İmparator Kuanmu’nun (782-806) Hyü-janya’daki İmparatorluk Sarayı ile Kiyoto’daki Enriyokundzi büyük mabedini inşaettirmeleriyle mimaride büyük sıçrama yaşanır. 9. yüzyılın öne çıkan yapılarını,Nara’daki Knann ilahesi adına inşa edilen bir mabet, Hatshiman Mabedi, Gosho Sarayı ve Obaku Mabedi teşkil eder.
Soru: Japon bahçe mimarisi hakkında bilgi veriniz.
Cevap: Japon bahçeleri, başlı başına bir tasarım ve sanat ürünüdür. Özenle düzenlenen bahçelerin, beğenilen güzel manzaralı bir yerin küçük birer kopyası biçiminde yapılanları da vardır. Bahçelere özel tekniklerle küçük kalmaları sağlanan, gövdelerine ve dallarına istenilen biçimlerin verilebildiği küçük ağaçlar ve uyumlu çiçekler dikilir. Ayrıca, kaya, köprü, yapay mağara, küçük köşk ve tapınak gibi hacimli nesnelerden biri ya da birkaçıyla dekore edilirler. Köprü başlarına taş ya da tunçtan yapılmış fenerler konur. Japonların kendilerine özgü bir bahçe mimarisi vardır.
Çin Sanatı
Soru: Çin’in en eski dini hangisidir?
Cevap: Çin’in en eski dini Gök dinidir.
Soru: Konfüçyüsçülük öğretisinde dua nasıl işler ve ne tür semboller vardır?
Cevap: Bu öğretide hiçbir heykele ve resme tapılmamakta, dağ, rüzgar, yıldız, nehir ve ata ruhlarına dua edilmektedir. Nefesiyle bulutları oluşturduğuna ve yağmur getirdiğine inanılan gökyüzünü temsil eden ejderha figürü, ölümsüzlük sembolü olan simurg kuşu, bir dairenin iç ve dış bükey kıvrımlı helezoni bir hatla biri beyaz diğeri siyah iki eşit parçaya ayrıldığı, parçaların şişkin kısımlarının ortasındadiğer parçanın renginde küçük birer dairenin yerleştirildiğiying-yangadı verilenbir sembolleri vardır.
Soru: Ying-yang sembolü neyi ifade eder?
Cevap: Ying-yang: Dişi unsur ying ile erkek unsur yang’dan oluşan iki evrensel güç ve bu iki gücün etkileşiminin dengede olma halini temsil eden bir semboldür.
İran Sanatı
Soru: İran sanatı başlıca hangi devrelerde incelenir?
Cevap: İran sanatı, Eski İran ve Arap Müslüman ordularınca fethinden günümüze kadar geçen devreyi kapsayan İran-İslam sanatı olmak üzere başlıca iki büyük devre ayrılarak incelenir.
Soru: Eski İran coğrafyasından günümüze gelebilen en erken tarihli eserler hangi uygarlıya aittir?
Cevap: Eski İran coğrafyasından günümüze gelebilen en erken tarihli eserler Elam uygarlığına 2300’li yıllara tarihlenmektedir.
Soru: İran’ın bilinen en eski mimari eseri hangisidir?
Cevap: İran’ın bilinen en eski mimari eserini Med Kralı Kyaksares (MÖ 625-MÖ 585)’in Hemedan şehrinde yaptırdığı saray oluşturur.
Soru: Ahamenid sanatına yön veren şey nedir?
Cevap: Ahamenid sanatına Pers İmparatoru II. Kiros’un benimsediği Zerdüşt dini ile İmparator I. Darius’un resmi devlet dini haline getirdiği Ahura Mazda dini yön vermiştir.
Soru: Abadana ne demektir?
Cevap: Abadana: Eski İran hükümdarlarının taht salonlarına ve taht salonunu da içeren önü sütunlu saraylarına verilen addır.
Soru: Ateşgede ne demektir?
Cevap: Ateşgede: Eski İran’da Zerdüştler’in ateşe tapmak üzere yaptıkları tapınaklara ataşgede denir. Önlerindeki bir avlu bulunan yaklaşık iki metre yükseklikteki kare tabanlı bir kaide üzerinde yükselen, köşelerindeki birer payenin bulunduğu kutsal makamlardır.
Soru: Kerub ne anlama gelmektedir?
Cevap: İnsan başlı-boğa vücutlu karışık yaratıklardır.
Soru: İran İslam Devri Sanatı hangi dönemi kapsamaktadır?
Cevap: Arap-İslam ordularının İran’ı fethetmelerinden (637-641) günümüze gelinceye kadar geçen süreç, İran-İslam devri olarak adlandırılmaktadır.
Soru: İran-Arap devrinin ilk camii hangisidir?
Cevap: Bu devrin ve İran’ın ilk camisi Muhammed İbni Haccac tarafında yaptırılan Kazvin Cuma Camii’dir.
Soru: İran Sanatı’nda Timurlu devri mimarisinin özellikleri nelerdir?
Cevap: Çok büyük külliye yapılarıyla öne çıkan Timurlu devri mimarisi yüksek kasnaklı soğan biçimli çift cidarlı kubbeleri, sırlı tuğla, mozayik, renkli sır altı ve sır üstü çini bezemeleriyle karakteristik özellikler sunar. Cami ve medrese mimarisinde dört eyvanlı şemayı sürdürmüşlerdir.
Soru: İran’a minyatür sanatının gelişi nasıl olmuştur?
Cevap: İran’a minyatür sanatını 8. yüzyıldan itibaren İran bölgesine gelen Uygur ressamları getirmiştir. Büyük Selçuklu Sultanlarının emrinde Uygurlu ressam ve yazıcıların çalıştığı bilinmektedir.
Ünite 3
Soru: Roma resim sanatının özellikleri nelerdir?
Cevap: Roma resim sanatı hakkındaki bilgilerimiz, ağırlıklı olarak duvar resimleri ve mozaiklerine dayanır. Antik kaynaklardan, MÖ 2. yüzyıldan itibaren kamu alanlarında ve zafer alaylarında savaşa ilişkin sahnelerin betimlendiği büyük boyutlu resimlerin sergilendiği bilinmektedir.
Roma Mimarlığı MÖ 146 - MS 312
Soru: Roma mimarlığının özellikleri ve öncüllerinden farklılaşan noktaları nelerdir?
Cevap: Roma mimarlığı, MS 1. yüzyıldan itibaren kendine özgü yeni bir mimarlık anlayışı gelişmiştir. Tasarımdan inşa tekniğine, yapısal elemanlardan süslemeye kadar mimarlık tarihindeki birçok ilk, bu dönemde ortaya çıkmıştır. Romalı mimarlar, geliştirdikleri yeni taşıyıcı sistemler ve inşa teknikleri sayesinde eskisinden çok daha büyük ve gösterişli yapılar inşa etmiştir. Strüktürel yapı elemanlarının yanı sıra, Roma çimentosu olarak adlandırılan dayanıklı inşa malzemeleri, geniş açıklıkların örtülmesinde ve görkemli iç mekânların yaratılmasında önemli rol oynamıştır. Roma mimarlığını, kendinden önceki Yunan mimarlık geleneğinden ayıran en belirgin farklılık, daha çok cephelerin görünümüne ağırlık veren ve iç mekân tasarımını ikinci plana iten önceki anlayışı değiştirmesi olmuştur. Romalı mimarlar cephelerle ve iç mekân arasında boyut, oran ve süslemeleri ile daha uyumlu ve görkemli bir mimarlık anlayışı ortaya koymuştur. Roma mimarlığının asıl başarısı, mimarlık tarihinde önemli yer tutan görkemli anıtlarından ziyade, imparatorluk idaresindeki tüm topraklarda Roma kent planlamacılığını ve yapı tiplerini yönetim politikasına uygun biçimde yaygınlaştırmasıdır. Bu amaçla eyaletlerden toplanan vergiler, yine aynı kentlerde Roma tarzı yaşam biçimiyle özdeşleşmiş yapıların inşası için harcanmıştır.
Soru: Roma Dönemi mimarisinde kent yapısı nasıldır?
Cevap: Roma kentlerinin merkezini forum olarak adlandırılan ve çevresinde tapınak, bazilika, hamam, çeşme, zafer takı ve arşiv binaları gibi idari, dinî ve sosyal işlevli kamu binaların yer aldığı geniş meydanlar oluştururdu. Bunların içerisinde mimari gelişimini en iyi takip edebildiğimiz yapılar, tapınaklardır.
Soru: Roma ve Yunan tapınakları arasındaki mimari farklar nelerdir?
Cevap: Roma tapınak mimarlığının oluşumunda, Orta İtalya’nın köklü uygarlığı olan Etrüsk dinî mimarlığının payı büyüktür. Bu tapınakların görünümü ve yapısal ögeleri ilk bakışta Yunan tapınaklarını hatırlatmakla birlikte, plan ve mekân düzeni açısından belirgin farklılıklar taşır. Yüksek bir podyum üzerinde yükselen Roma ve Etrüsk Tapınaklarına ön cephelerindeki basamaklarla çıkılırken Yunan Tapınakları dört yönde basamaklıdır. Farklılıklar bununla sınırlı değildir. İtalya örneklerinde kare formlu cella (kutsal iç mekân) genellikle Jupiter, Juno ve Minerva’ya olmak üzere üç bölüme ayrılmıştır ve sadece ön cephede (iki veya üç sıra) sütun sırası yer alır. Buna karşılık Yunan tapınaklarında cella dikdörtgen biçimlidir ve dört yönden sütun sıraları ile çevrelenmiştir.
Soru: Roma’da inşa edilen Pantheon Tapınağını dünya mimarlık tarihinin en ünlü anıtlarından biri yapan özellikleri nelerdir?
Cevap: Dünya mimarlık tarihinin en ünlü anıtlarından biri olan Pantheon Tapınağı, ününü kusursuz kubbe tasarımına borçludur. Zeminden kubbenin en yüksek noktasına kadar devam eden yay tam bir küre oluşturur ki bu mimarlık tarihi için bir ilktir. Ancak asıl zorluk bunun büyük ölçekte uygulanması olmuştur. İçten ve dıştan daire (rotond) planlı tapınak, 43,2 m çapında bir kubbe ile örtülmüştür. Tapınağın kubbesi, kendisinden yaklaşık 1500 yıl sonra inşa edilen St. Peter Kilisesi’nin 42.5 m çaplı kubbesinden daha geniştir ve ancak 19. yüzyılda çelik ve betonarme gibi konstrüksiyon elemanlarının geliştirilmesinden sonra aşılabilmiştir.
Soru: Roma mimarlığına özgü yeni yapı tipleri nelerdir?
Cevap: Roma mimarlığına özgü yeni yapı tipleri arasında amphitiyatro, circus, bazilika, hamam, zafer takı ve sütunlu caddeler sayılabilir. Kentsel yaşamın bu önemli yapıları, temel biçimlerini büyük ölçüde Cumhuriyet Dönemi’nde kazanmıştır. Dönemin öne çıkan komutan ve köklü ailelerine mensup resmî görevlileri ile imparatorlar tarafından yaptırılan kamu binaları, bunları inşa ettirenlere prestijli bir konum kazandırırken diğer yandan da artan nüfusun ihtiyaçlarına cevap vermekteydi. Romalı mimarlar, geliştirdikleri kemer, tonoz, kubbe gibi strüktürel elemanlar ve yeni yapı malzemeleri sayesinde, binlerce insanı içine alabilecek büyük ölçekli ve görkemli yapıları inşa etme cesaretini gösterebilmişlerdir.
Soru: Roma tiyatrosunu Yunan örneklerinden ayıran en belirgin farklılık nedir?
Cevap: Roma tiyatrosunu Yunan örneklerinden ayıran en belirgin farklılık, yapının konumlandırılması için doğal bir yamaca ihtiyaç duyulmaması ve seyircilerin dış dünya ile bağlantılarını kesen yükseltilmiş sahne binalarına sahip olmasıdır. Oturma sıraları tonozlar üzerinde oturan Roma tiyatrosunun en erken tarihli temsilcisi, İmparator Augustus zamanında yapılmışMarcellus Tiyatrosu’dur (MÖ12). Çok katlı yüksek sahne binası, tonozlu yan girişler ve geniş bir orkestraya sahip tiyatronun planı, başta İtalya olmak üzere eyaletlerde yenilenen veya yeni inşa edilen tiyatrolara örnek olmuştur. Anadolu’nun güney sahilinde yer alan ve günümüze oldukça iyi durumda ulaşmış Aspendos ve Side kentlerindeki Roma tiyatrolarının karakteristik özelliklerini bulmak mümkündür.
Soru: Roma mimarisinde en sık tercih edilen yapısal düzen hangisidir?
Cevap: Korinth Düzeni, başta başkent Roma olmak üzere imparatorluk genelinde en sık tercih edilen yapısal düzen olmuştur. Bu düzene gösterilen ilgi Cumhuriyet Dönemi’nin başlarından itibaren açıkça izlenebilmektedir. İmparatorluk Dönemi sonuna kadar artarak devam eden bu eğilim, aynı zamanda imparatorluk merkezinde ortaya çıkan akımları takip eden diğer merkezleri de etkilemiştir. Araştırmacılar genellikle Roma mimarlığı ile özdeşleştirilen bu düzeninin sıklıkla tercih edilmesini, Dor ve İon gibi diğer Klasik düzenlere oranla süsleme açısından daha gösterişli ve yeniliklere çok daha açık olmasına bağlarlar. Roma mimarlığının karakteristik özelliklerinden biri de zengin mimari süslemeleridir.
Roma Sanatı
Soru: Roma sanatı, hangi dönemler altında incelenir?
Cevap: Roma sanatı, Cumhuriyet (MÖ 509-MÖ 27) ve İmparatorluk (MÖ 27-MS330) olmak üzere iki ana döneme ayrılarak incelenir.
Soru: Cumhuriyet Dönemi, Roma sanatında ağırlıklı olarak etkili olan kentler hangileridir?
Cevap: Cumhuriyet Dönemi, Roma sanatında ağırlıklı olarak Etrüsk, Güney İtalya ve Sicilya’daki Yunan koloni kentlerinin etkili olduğu görülür. Tapınak planları, duvar resimleri ile süslü mezar yapıları, pişmiş toprak (terra-cotta) mezar heykelleri ve maden sanatında açıkça izlenebilen güçlü Etrüsk etkisi uzun yüzyıllar boyunca devam etmiştir.
Soru: Roma heykel sanatının özellikleri nelerdir?
Cevap: Heykel, imparatorluk propagandasının önemli bir aracı olmuştur. Cumhuriyet Dönemi’nden başlayarak konsül ve komutanların heykelleri meydanlara dikilmiş, bu gelenek imparatorluk döneminin sonuna kadar devam etmiştir. Augustus heykelinde sadece görünümü ile sınırlı olan tanrısal bağ, kendinden sonra gelen ve yaşarken tanrı olarak kabul edilen imparator heykellerinde, tanrılara özgü sembollerin (atribüt) eklenmesi ile daha belirgin hâle gelmiştir. Atlı imparator heykelleri ve insan ölçülerinin çok üzerinde yapılmış, zaman zaman boyu 8-10 metreye varan devasa (collosal) imparator heykelleri, politik gücü yansıtan bir tip olarak ilk kez Roma Dönemi’nde ortaya çıkmıştır. Roma heykeltıraşlığının en önemli başarılarından biri olarak kabul edilen portre büstler, Cumhuriyet Dönemi’nde ağırlık kazanmıştır. Kişisel özelliklerin tüm yalınlığıyla yansıtıldığı gerçekçi portre üslubu, Roma heykel sanatının karakteristik özelliklerinden biri hâline gelmiştir. Cumhuriyet Dönemi’nden itibaren, zafer takları, sunaklar ve anıtlarda; savaşlarda kazanılan zaferler ve imparatorların bulunduğu dinî törenler gibi tarihî olayları konu alan kabartmalara yer verilmiştir. Roma heykelinin ayırt edici özelliklerinden biri kabul edilen, anlatımcı ve belgesel yönü öne çıkan bu yeni sanat biçimi, imparatorluk propagandası açısından etkin bir araç olmuştur.
Soru: Roma Döneminde duvar resimleri teknik, içerik ve üslup açısından hangi evreler altında incelenir? Açıklayınız.
Cevap: Roma Döneminde duvar resimleri teknik, içerik ve üslup açısından birbirini takip eden dört evrede incelenir. Cumhuriyet Dönemi İtalya’sında oldukça yaygın olan birinci
üslubun karakteristik özelliği, duvarların zengin ve gösterişli bir iç mekân algısı yaratmak amacıyla alçı ve renkli boyalarla mermer taklidinde süslenmesidir. MÖ 80 yılından kısa bir süre sonra ağırlıklı olarak derinlikli mimari betimlerin işlendiği ikinci üslup görülmeye başlanır. İmparator Augustus zamanında ortaya çıkan (MÖ 20) üçüncü üslup, temeldebir önceki resim anlayışından türemiştir. Önceki dönemin büyük doğa manzaraları yerini geniş panoların merkezinde yer alan küçük boyutlu insan, heykel, ağaç ve mimari tasvirlerine bırakmıştır. MS 60 yılından itibaren duvar resimlerinde önceki stillerden izler taşıyan dördüncü üslup (veya mimari yanılsama) görülür. Üst pencereler arasına yerleştirilmiş derinlikli manzaralara geri dönülmekle birlikte üçüncü üslubun küçük panoları ve geometrik yapıları korunur.
Yunan Mimarisi MÖ 700 - MÖ 146
Soru: Agora nedir?
Cevap: Yunan kentlerinin merkezini, çevresine değişik işlevli yapıların inşa edildiği agora adı verilen meydanlar oluştururdu. Agoralar kentin sosyal, ticari ve dinî yaşamında önemli yer tutarlardı.
Soru: Yunan mimarisinde Arkaik Dönem kent yapısı nasıldır?
Cevap: Yunan kentlerinin merkezini, çevresine değişik işlevli yapıların inşa edildiği agora adı verilen meydanlar oluştururdu. Kentin sosyal, ticari ve dinî yaşamında önemli yer tutan agoraların yakınlarında; işlik ve dükkânların yer aldığı stoalar, kutsal ateşin yandığı ihtiyarlar meclisi (prytaneion), şehir meclisinin toplandığı meclis binaları (bouleterion) ve konser binaları (odeion) bulunurdu. Bunların yanı sıra gençlerin teorik ve beden eğitimi aldığı gymnasion, atletizm yarışlarının gerçekleştiği stadion ve tiyatro gibi kamu binaları kentlerin ayrılmaz unsurlarıydı. Buna karşılık kentlerin en saygın yapıları olan tapınaklar ve kutsal alanlar genellikle kentle bağlantılı hakim bir tepe üzerinde, yukarı kent anlamına gelen akropoliste yer alırdı.
Soru: Yunan mimarisinde ilk anıtsal tapınaklar hangi dönemde ortaya çıkmıştır?
Cevap: Yunan mimarisinde ilk anıtsal tapınaklar, Arkaik Dönemde ortaya çıkmış, plan ve mimari düzenler temel biçimlerini kazanmıştır. Tapınaklar, kökeni tarih öncesi dönemlere kadar uzanan ve megaron adı verilen dikdörtgen planlı konutlardan geliştirilmiştir. Arkaik Dönem öncesine tarihlenen (MÖ 8-7. yy) daha eski tapınaklar, ahşap ve kerpiçten inşa edilen, üzeri saz ve kamışla örtülü basit yapılarken Arkaik Dönem tapınaklarında kireç taşı ve mermer gibi daha dayanıklı taşlar ve pişmiş toprak
kiremitler kullanılmaya başlanmıştır. Basamaklı bir alt yapı üzerinde yükselen Yunan tapınakları; tanrı heykelinin yer aldığı uzun dikdörtgen biçimli bir mekân (naos), bunun önünde yer alan bir giriş bölümü (pronaos) ve dışta bunları çevreleyen sütun dizilerinden (peristasis) oluşurdu.
Soru: Antik Yunan’da Arkaik Dönem’den itibaren tapınaklar başta olmak üzere kamu binaları hangi yapısal düzenlerde inşa edilmiştir?
Cevap: Arkaik Dönem’den itibaren tapınaklar başta olmak üzere kamu binaları belli yapısal düzenlerde inşa edilmiştir. Bunlar ortaya çıkış tarihlerine göre ilk olarak Yunan ana karası, Güney İtalya ve Sicilya’da görülen Dor, Batı Anadolu kökenli olduğu kabul edilen İon ve diğerlerinden daha sonra ortaya çıkan Korinth Düzeni’dir. Bu temel düzenlerin dışında, aynı yüzyıllarda örnekleri daha dar bir çevrede ağırlık kazanmış, bölgesel özellikler gösteren Aiol (Kuzeybatı Anadolu) ve Toksan (Orta İtalya) gibi düzenler de görülür.
Soru: Arkaik Dönemde kullanılan yapısal düzen çeşitleri arasındaki ortak noktalar ve farklılıklar nelerdir?
Cevap: Arkaik Dönemde sütun, sütunları birbirine bağlayan yatay kirişler (arşitrav), bunun üzerinde friz adı verilen düz veya kabartmalarla süslü ikinci bir kiriş, saçaklık ve alınlık gibi temel cephe elemanları her üç düzende de ortaktır. Farklılıklar sütun gövdesinin biçimi, yiv formu, kaideli olup olmaması, friz kuşağının biçimi gibi detaylara ve en önemlisi başlıkların biçimine bağlıdır. Dor Düzeni’nin kare formlu düz bir tabla (abakus) ve altında içe eğimli profilden oluşan basit görünümlü başlığına karşın, bitkisel kabartmalı İon ve Korinth sütun başlıkları dikkat çeken ayrıntılar içerirler.
Soru: Arkaik Dönem Dor Düzeni’nin tipik bir örneği olarak kabul edilen tapınak hangisidir?
Cevap: Güney İtalya’daki antik Paestum kentinde inşa edilen Basilika ya da Hera I olarak adlandırılan tapınak (MÖ 550) Arkaik Dönem Dor Düzeni’nin tipik bir örneğidir.
Soru: İon Düzeni hangi coğrafyada etkili olmuştur?
Cevap: İon Düzeni, Antik Çağ’da İonya olarak adlandırılan Batı Anadolu kıyıları ve Ege adalarında daha yaygın olarak benimsenmiştir. Samos (Sisam) Adası’ndaki Hera, Efes Artemis, Didyma Apollon ve Sardes Artemis Tapınakları Arkaik Dönem’de İon Düzeni’nde inşa edilmiş tapınaklar arasında en çok tanınanlarıdır.
Soru: Yunan Uygarlığı ve sanatının en parlak evresi sayılan dönem hangisidir?
Cevap: Yunan Uygarlığı ve sanatının en parlak evresi sayılan dönem Yunanistan’ın Pers istilasından kurtuluşu ile başlayan Klasik Dönemdir.
Soru: Klasik Dönem Yunan mimarlığının öne çıkan özellikleri nelerdir?
Cevap: Klasik Dönemde, tapınaklar başta olmak üzere diğer kamu binalarının temel tasarım ilkeleri, plan tipleri, yapısal elemanları, oranları, mimariye bağlı heykeltıraşlık ve süsleme konularında güçlü bir gelenek oluşmuş, Dor ve İon Düzeni’nin yapısal elemanları ideal biçim ve oranlarını bu evrede kazanmıştır. Klasik Dönem mimarlığının öne çıkan özelliklerinden biri, mimarların heykeltıraşlıkta olduğu gibi ölçü ve mimari unsurlar arasında ideal oranları arayışıdır. Dönem mimarlarının, büyük boyutlu yapıların uzaktan algılanışında ortaya çıkan optik yanılsamaların farkında oldukları ve çözümler getirdikleri de bilinmektedir.
Soru: Klasik Dönem Yunan mimarlığının karakteristik özellikleri ve eğilimlerinin en iyi takip edilebildiği yer neresidir?
Cevap: Atina Akropolü, Klasik Dönem mimarlığının karakteristik özellikleri ve eğilimlerinin en iyi takip edilebildiği yerlerin başında gelir. Buradaki yapıların hiç kuşkusuz en dikkat çekeni, dönemin en önemli eserlerinden biri olarak kabul edilen Athena Parthenon Tapınağı’dır (Resim 3.3). Tamamen mermerden inşa edilen tapınağın mimarları İktinos ve Kallikrates’dir. Kutsal iç mekânda (naos) çatıyı destekleyen U biçiminde iki katlı sütun sıraları, Dor üslubundaki dış sütun sıralarından farklı olarak İon Düzeni’ndedir. Yapıdaki İon özelliklerinden biri de naos dış duvarının üst kısmı boyunca uzanan figürlü bir frize sahip olmasıdır.
Soru: Entasis nedir?
Cevap: Sütun gövdelerinin yarı yüksekliğinde hafifçe dışa doğru genişletilerek sütunların yukarı doğru oransız bir biçimde daralıyormuş hissi veren göz yanılmasının düzeltilmesi uygulamasına Entasis adı verilmektedir.
Soru: Atina Akropolü’nde bulunan Erechteion Tapınağı’nı öncüllerinden ayıran mimari özelliği nedir?
Cevap: Persler tarafından yıkılan eski Athena Tapınağı’nın yerinde yükselen Erechteion Tapınağı, geleneksel tapınak mimarisinden çok farklı olan asimetrik ve çok mekânlı planı ve yapının alışılageldiği gibi tek bir tanrı veya tanrıçaya adanmayıp kentin efsanevi kurucularını ve bunlarla ilişkili kutsal alanları bir araya getirmesi bakımından öncüllerinden farklıdır?
Soru: Yunanistan ile kıyaslandığında, Batı Anadolu ve Ege adalarında Klasik Dönem yapılarının sayısının oldukça az olmasının nedeni nedir?
Cevap: Yunanistan ile kıyaslandığında, Batı Anadolu ve Ege adalarında Klasik Dönem yapılarının sayısı oldukça azdır. Bunun asıl nedeni, söz konusu bölgelerin hâlen Pers idaresinde olmalıdır.
Soru: Helenistik Dönem mimarisinin özellikleri nelerdir?
Cevap: Helenistik Dönem mimarlığı büyük ölçüde kendinden önceki mimari geleneği takip etmekle birlikte düzen, form, oran ve standartlaşmış uygulamalara bağlılığın giderek azaldığı bir evre olmuştur. Aynı yapıda farklı düzenlerin birlikte kullanılması ve Dor sütun başlıklarına İon başlığına özgü unsurların eklenmesi gibi daha öncesinde nadiren karşılaşılan uygulamalar bu dönemde ağırlık kazanmıştır. Düzenlere ait yapısal elemanlar zaman zaman gelenek içindeki işlevine göre değil, salt dekoratif amaçlı kullanılmıştır. Dikkat çeken bir diğer eğilim, Dor Düzeni’nin Helenistik Dönem mimarlarınca daha az tercih edilmesi, buna karşılık İon ve Korinth Düzeni’nin giderek daha fazla rağbet görmesidir. Bu değişime bağlı olarak yapıların mimari süslemelerine verilen önem artmış, daha önceki yüzyıllarda görülmeyen birçok motif ve kompozisyon bu dönemde ortaya çıkmıştır. Önceki yüzyıllarda pek görülmeyen yapı tipleri yaygınlık kazanmıştır. Bunlar arasında;saraylar, anıtsal sunaklar, çok katlı stoalar, gymnasion, kütüphane, çeşme, saat kulesi, deniz feneri ve anıtsal mezar yapıları sayılabilir.
Soru: Helenistik Dönemde dini mimarlık nasıl bir değişime uğramıştır?
Cevap: Helenistik Dönem dinî mimarlığında büyük ölçüde Arkaik-Klasik Dönem geleneği etkileri görülmekle birlikte, bir dizi yenilik göze çarpar. Bunlardan ilki büyük boyutlu tapınakların tasarımında tek veya çift sıra sütun dizili (peripteros ve dipteros) planların giderek daha az tercih edilmesi, bunun yerine agoraların çevresinde prostylos planlı ve daha küçük boyutlu tapınakların yer almasıdır. Dinî mimaride ağırlık kazanan diğer eğilim ise daha önceleri bir tapınakla ilişkili olan altarların, seküler bir nitelik kazanarak bağımsız yapılara dönüşmesidir.
Yunan Sanatı
Soru: Başlangıçtan Roma Egemenliğine girdikleri MÖ 2. yüzyıl ortalarına kadar Yunan sanatının evreleri nelerdir?
Cevap: Başlangıçtan Roma Egemenliğine girdikleri MÖ 2. yüzyıl ortalarına kadar Yunan sanatı; Arkaik (MÖ 7-6.yy), Klasik (MÖ 490-330) ve Helenistik (MÖ 330-30) olmak üzere üslup, teknik ve artistik gelişim açısından birbirini takip eden üç evreye ayrılarak incelenir.
Soru: Yunan sanatında mimarlık alanında temel yapı formları ve uygulamalar ilk kez hangi
dönemde ortaya çıkmıştır?
Cevap: Arkaik Dönem’de Yunanistan başta olmak üzere, Ege adaları ve Batı Anadolu kıyılarında kent-devletlerinde (polis) yaşayan Yunan kökenli toplumların deniz ticareti sayesinde refaha kavuşmaları ile kentlerin nüfusu artmış, yine buna bağlı olarak kentsel yapılar daha kalıcı ve görkemli olarak inşa edilmişlerdir. Mimarlık alanında temel yapı formları ve uygulamalar ilk kez bu dönemde ortaya çıkmıştır.
Soru: Arkaik Dönem heykellerinin özellikleri nelerdir?
Cevap: Arkaik Dönem’de insan vücudunu oluşturan unsurların aslına uygun biçimde şekillendirilmiştir. Dönemin serbest heykellerinde katı görünümlü ve cepheden tasvir edilen genç erkek (kuros) ve genç kız (kore) heykelleri ağırlıklı yer tutar. Gerçek kişileri ve tanrıları temsil etmeyen bu heykellerin, tanrı veya tanrıçalara sunulan adaklar olduğu kabul edilir. Heykeller frontal ve simetrik görünümleri ve bir ayaklarının önde duruşu ile Mısır heykellerini anımsatır. Fakat Yunan heykelleri, bacak ve kolların gövdeden ayrılması, çıplak oluşları ve desteğe ihtiyaç duymamaları nedeniyle Doğu ve Mısır örneklerinden ayrılır. Kollar vücuda birleşmiş, eller ya yumruk gibi sıkılmış ya da avuçlar açık durumda vücuda yapıştırılmıştır. Heykellerde omuzlar geniş, bel ince, kalça dardır, gözler iri ve badem biçimlidir. Adaleler ve saçlar belirtilmiş olmakla birlikte tam bir doğallık yansıtmazlar. İnci taneleri şeklinde işlenmiş peruğu anımsatan uzun saçlar genellikle bir bantla bastırılmıştır. Saçların bu stilize görünümü Klasik Dönem’e kadar devam etmiştir
Soru: Yunan heykelleri hangi özellikleri itibarı ile benzer kabul edildikleri Mısır ve Doğu heykellerinden ayrılırlar?
Cevap: Yunan heykelleri öykündükleri eski Mısır ve Mezopotamya heykellerinde olduğu gibi cepheden ve hareketsizdirler. Ancak, bacak ve kolların gövdeden ayrılması, çıplak oluşları ve desteğe ihtiyaç duymamaları nedeniyle Doğu ve Mısır örneklerinden ayrılırlar.
Soru: Bilinen en erken tarihli Arkaik Dönem heykelleri hangileridir?
Cevap: Adlarını bulundukları yerler ve müzelerden alan New York, Sunion ve Atina Dipylon Mezarlığı, Thera Adası ve Delphi’de bulunmuş olan kuroslar bilinen en erken tarihli heykellerdir. Heykeller frontal ve simetrik görünümleri ve bir ayaklarının önde duruşu ile Mısır heykellerini anımsatır. Kollar vücuda birleşmiş, eller ya yumruk gibi sıkılmış ya da avuçlar açık durumda vücuda yapıştırılmıştır. Heykellerde omuzlar geniş, bel ince, kalça dardır, gözler iri ve badem biçimlidir. Adaleler ve saçlar belirtilmiş olmakla birlikte tam bir doğallık yansıtmazlar. İnci taneleri şeklinde işlenmiş peruğu anımsatan uzun saçlar genellikle bir bantla bastırılmıştır.
Soru: Klasik Dönem heykel sanatının özellikleri nelerdir?
Cevap: Bu dönemde heykel sanatı teknik ve artistik özellikleriyle doruk noktasına ulaşır. Klasik Dönem ile birlikte, insanlık tarihinde ilk kez insan vücudu bağımsız bir varlık ve estetik bir değer olarak kabul edilmiş ve sanatın ana objesi olmuştur. İdeal ölçülerdeki insan vücutları ve yüz işlenimi, Klasik Dönem heykeltıraşlığının başlıca özelliğidir. Hareketlerde zıtlıklar ve bunun yarattığı dinamizm önemli bir yer tutar. İlk kez bu dönemde, heykeltıraşlar insan vücudunu meydana getiren uzuvların boyutları ve bütün içindeki oranlarının nasıl olması gerektiği konusunda gözlem ve pratiğe dayanan ideal oranlar (kanon) geliştirmişlerdir. Tanrılar, kusursuz kabul edildiğinden, ideal fiziksel vücuda sahip genç erkekler ve sakin görünümlü zarif genç kadınlar olarak gösterilmiştir. Bununla birlikte, yalın ve tanrısal güzelliği bozacağı düşüncesiyle yüzlerde belirli bir duyguyu ifade etmekten bilinçli olarak kaçınılmıştır
Soru: Klasik Dönem heykeltıraşlığı, stilistik ve anatomik gelişim açısından hangi dönemler altında incelenir?
Cevap: Klasik Dönem heykeltıraşlığı, stilistik ve anatomik gelişim açısından; Erken (MÖ 490-450), Olgun (MÖ 450-420), Zengin (MÖ 420-400) ve Geç (MÖ 400- 330) olmak üzere dört evreye ayrılır.
Soru: Erken Klasik Dönem heykel sanatının özellikleri nelerdir?
Cevap: Erken Klasik Dönem heykeli, figürlerdeki ciddi yüz ifadesinden dolayı “Ciddi Stil” olarak da adlandırılır. MÖ 5. yüzyılın başlarından itibaren, heykellerin hareketine bağlı duruş ve anatomisi daha gerçekçi bir görünüm kazanmıştır. Dönem özellikleri hem serbest heykellerde hem de mimariye bağlı figürlü kabartmalarda izlenebilmektedir. Geçiş evresi olarak adlandırabileceğimiz bu evrenin önemli eserlerinden biri Aigina Aphaia Tapınağı alınlıklarıdır. Serbest heykellerde, heykeltıraşların vücudun dengesini sağlamada kazandıkları deneyimle bacak ve kollar gövdeden korkusuzca ayrılabilmiştir.
Soru: Olgun Dönem heykel sanatının özellikleri nelerdir?
Cevap: Olgun veya Yüksek evrede, heykeltıraşlar hareket hâlindeki bir bedenin üç boyutlu görünümünü oldukça iyi gözlemiş ve gerçekçi bir şekilde aktarabilmişlerdir. Böylece heykellerde ağırlığı taşıyan bacaklar ve gövdenin dengesi sağlanarak, figürün bir sonraki hareketini yansıtabilecek düzeye erişmiştir. Bunu en açık şekilde Myron’un ünlü Diskopol (disk atan atlet) heykelinde gözlemlemek mümkündür.
Soru: Antik Yunanistan’da mimar ve sanatçıların dünya algısında karşıtlıkların dengesine bağlı uyum ve buna bağlı olarak oranı önemli olgular olarak kabul edilir ve bunlar matematiksel formüllere dayandırılır. Bunu heykel sanatına uyarlayan ilk sanatçı kimdir?
Cevap: Antik Yunanistan’da mimar ve sanatçıların dünya algısında karşıtlıkların dengesine bağlı uyum ve buna bağlı olarak oran önemli olgulardı ve bunu astronomiden felsefeye, politikadan sanata kadar birçok alanda matematiksel formüllere dayandırmaktaydılar. Bunu heykele uyarlayan ilk heykeltıraş Polykleitos (MÖ 460-420) olmuştur. Sanatçının insan heykellerinde uyguladığı ve çağdaşı sanatçılar tarafında da benimsenen bu oran 1/7 idi. Geliştirdiği bu ideal oranlar sistemine göre, baş tüm gövde yüksekliğinin yedide biri; ayak, avuç içinin üç katı; ayaktan dize kadar olan mesafe avuç içinin altı katı olmalıydı. Sanatçıya ait tanrı ve erkek vücudunun güzellik ve gücünü gösteren çıplak atlet heykelleri bu oranlar sistemine göre tasarlanmıştır.
Soru: Zengin Dönem heykel sanatının özellikleri nelerdir?
Cevap: Zengin stil olarak adlandırılan (MÖ 420-400) evrenin heykel sanatında görülen en önemli yeniliklerinden biri elbiselerin incelmesi, vücudun tüm hatlarının takip edilebilmesidir. Dönemin önemli heykeltıraşları Alkamenes ve Agorakritios’tur.
Soru: Geç Klasik Dönem heykel sanatının özellikleri nelerdir?
Cevap: Geç Klasik Dönem MÖ 5. yüzyılın başından Büyük İskender’in tahta çıktığı MÖ 330 arasındaki süreyi kapsar. Peloponnes Savaşı’nın da etkisiyle bu dönemde toplumsal yapı ve düşünceye bağlı olarak tanrısal varlıkların ideal yapısı, yerini giderek insan merkezli bir dünya algısına bırakmıştır. Bu dönem heykel sanatında önceki yüzyıllarda olduğu gibi tanrı ve tanrıça heykelleri ağırlıklı yer tutar. Sanatçılar, anatomik özelliklerin yansıtılmasında kendilerine duydukları güven nedeniyle figürleri, yaslanma, eğilme ve dayanma gibi işlenmesi oldukça güç duruşlarda ve çıplak olarak tasvir etmişlerdir. Değişik açılardan görülmek üzere yapılan heykellerde, duruşlar rahat, zarif ve dengeli, elbiseler bol kıvrımlı ve hareketlidir. Bu dönemde ağırlık kazanan eğilimlerden biri de belli kavram ve duyguların kişileştirilmesidir. Umut, dinginlik, uyum, bereket gibi kavramlar, tanrısal görünümlü varlıklar biçiminde veya iki figürden oluşan heykel grupları ile yansıtılmıştır. Dönemin tanınmış heykeltıraşlarından Praxiteles, çıplak tanrı ve tanrıça heykelleri ile ün yapmıştır.
Soru: Helenistik Dönem heykel sanatının özellikleri nelerdir?
Cevap: Helenistik Dönem heykelinde, kendinden önceki heykel geleneğine bağlı olmakla birlikte, konuları ve eğilimleri açısından yeniliklere açık bir sanat anlayışı görülür. Bol kıvrımlı elbiseler, vücudun farklı yönlerde zıtlık oluşturacak biçimdeki zor duruşları ve ifade dönem heykeltıraşlarının asıl ilgi kaynaklarıdır. Acı, korku, keder ve sevinç gibi ifadeler ve bu duygularla uyumlu zaman zaman abartılı hareketler nedeniyle, heykelde Helenistik Dönem Barok’u olarak adlandırılan bir sanat anlayışını yansıtırlar. MÖ 3. yüzyılın ortalarından itibaren, heykeltıraşların hareketler ve ifadeleri gerçekçi biçimde yansıtma isteği, seçilen konuların çeşitliliğini artırmıştır. Gündelik yaşamın sıradan insanlarını konu alan heykeller, Klasik Dönem’in kalıplaşmış tiplerine ve ideal güzellik anlayışına oldukça yabancıdır. Konuların seçimi ve işlenimindeki özgürlük, önceki yüzyılların hülyalı bakışları ve ideal oranlara sahip tanrısal görünümlerine karşı çıkan bir manifesto niteliğindedir. Böylelikle, Klasik Çağ’ın belli tiplerle sınırlı konularına yeni bir soluk getirilmiş, eskiye kıyasla dinî konulardan uzaklaşmıştır. Helenistik Dönem heykeltıraşlığında önem kazanan eğilimlerden biri de doğal kaynaklar ve kentler gibi olguların kişileştirilmesidir (personifikasyon). Örnek olarak Seleukos Krallığı’nın başkenti Antiocheia’nın (Antakya), başında şehrin surlarını tasvir eden yüksek bir taç giymiş olgun bir kadın görünümünde kişileştirilmiş olması verilebilir.
Ünite 4
Soru: Forum Bovis nedir?
Cevap: Forum Bovis (Öküz Meydanı): Öküz Meydanı adını Bergama’dan getirilen öküz başlı fırından almıştır. Bu meydan, seferden dönen Bizans imparatorları için karşılama törenlerinin düzenliği alan olarak da bilinmektedir.
Giriş
Soru: Konstantinopolis ne anlama gelmektedir?
Cevap: Roma İmparatoru I. Konstantinos (284-305) Byzantion’u İmparatorluk’un yeni başkenti olarak seçmiş ve Yeni Roma (Latince: Nova Roma) diye tekrar isimlendirmiştir. İlk zamanlarından itibaren yeni başkentin tarihçileri kurucusunun adından dolayı kenti, Konstantinos’un şehri anlamında Konstantinopolis adıyla anmışlardır.
Soru: Erken Bizans Dönemini açıklayınız.
Cevap: Erken Bizans Dönemi yaklaşık olarak 4. yüzyıldan 7. yüzyılın ortasına değin, bir başka değişle İslam’ın yükselişi ve Arap akınlarının Akdeniz’in doğu ve güney kıyılarında belirgin varlık gösterdiği çağa dek uzanmaktadır. Bu dönem kendi içinde Geç Antik ve Erken Hristiyan Dönemi (324-527) ve Iustinianos Dönemi (527-565) olarak ikiye ayrılmaktadır.
Soru: Orta Bizans dönemini açıklayınız.
Cevap: Erken Orta Çağ olarak da adlandırılan 7. yy’da Sasanilerle yapılan savaşlar, Mısır, Filistin, Suriye, Güneydoğu ve Doğu Anadolu topraklarının Müslüman Araplara kaptırılması ve Balkanlar’daki Slav istilası nedeniyle özellikle Anadolu’nun Akdeniz kıyıları için güvensiz ve istikrarsızlık yüzyılı olmuştur. 8. yy başlarında iktidara gelen Isavrian Hanedanlığı (717-802), imparatorluğa yeni bir güç kazandırmışsa da bu döneme ikonaklazma akımı (726-842) damgasını vurmuştur. Anadolu ve Balkanlar’da toprak kayıplarının başladığı 610 yılı ile ikonoklazma akımının bittiği 842 yılı arası, Karanlık Dönem olarak da adlandırılmaktadır. İkonaklazmaya karşı kilisenin zaferi ile başlayan Orta Bizans Dönemi (842-1204), Bizans sanatı açısından ikinci parlak dönem olarak tanımlanmaktadır.
Soru: İkonaklazma akımı nedir?
Cevap: İkonaklazma akımı: Yunancadaki eikon (ikona ya da imge) ve kloa (kırmak ya da yıkmak) sözcüklerinden gelir. İmgelerin kasıtlı olarak yok edilmesi anlamındadır. Bizans sanatına 726-842 yılları arasında hakim olan tasvir kırıcı süreç ikonalast akım olarak tanımlanır.
Soru: Geç Bizans dönemini açıklayınız.
Cevap: İstanbul’un Latinlerden geri alınmasıyla başlayan, Türklere geçmesine kadar süren dönem, Geç Bizans Dönemi olarak adlandırılmaktadır. Bu döneme, Paleologos Hanedanı’nın egemenliğinde geçtiğinden Paleologoslar Dönemi de denilmektedir. Bizans sanatı 14.yy’ın ilk yarısına kadar yeni bir canlanış gösterdiğinden bu dönem ayrıca Paleologos Rönesansı olarak da adlandırılmaktadır. Diğer taraftan 1350-1453 arasında sanatta hemen hemen hiç varlık gösterilemediğini söylemek de doğru olur.
Mimari
Soru: Milion Taşı nedir?
Cevap: Milion Taşı: Ayasofya’nın karşısında Sultanahmet Meydanı’nın kuzeybatı köşesinde bulunan Milion Taşı, Bizans İmparatorluğu’nda başkent İstanbul’a ulaşan tüm Antik Roma yollarının başlangıç noktası ve dünya üzerindeki diğer şehirlerin bu şehre uzaklığının hesaplanmasında kullanılan sıfır noktasıdır.
Soru: Mese neresidir?
Cevap: Mese (Orta cadde) bugün İstanbul şehrinin ana yolu ve Bizans İmparatorluğu’nda kullanılan protokol yoludur. Osmanlı Devleti’nde ve günümüzde Divanyolu Caddesi olmuştur.
Soru: Zafer sütunu nedir?
Cevap: Romalıların kahramanlarının zaferleri yaşatmak için diktikleri anıtlardır.
Soru: Zafer takı nedir?
Cevap: Zafer Takları: Kökeni Antik Roma’ya dayanan zafer geçidi düzenlemek için yapılan kapılardır.
Soru: Zafer sütunu ve taklarına İstanbul’dan örnek veriniz.
Cevap: Erken Bizans Dönemi’nde imparatorun zaferi ya da diğer önemli olaylar için Roma geleneklerinin devamı olarak zafer sütunları ve zafer takları yapılmış tır. Çemberlitaş, Yılanlı Sütun, Obelisk, Kıztaşı, Gotlar Sütunu ve Teodosios Zafer Takı İstanbul’daki önemli örneklerdir.
Soru: Hipodromları açıklayınız.
Cevap: Hipodromlar, imparator ile halkın atlı araba yarışlarının yanı sıra resmî ve dinî törenlerde bir araya geldiği önemli toplantı alanlarıdır. İstanbul’daki hipodrom, devrinin sosyal ve törensel yaşamının en görkemli kent mekânlarından ve anıtlarından biriydi.
Soru: İstanbul’daki ilk imparatorluk sarayı hangisidir?
Cevap: Bizans imparatorları, başlangıç tan itibaren İstanbul’daki Büyük Saray ve Blakherna Sarayı’nı imparatorluk sarayı olarak kullanmışlardır. İlk imparatorluk sarayı olan ve 4.-11. yüzyıllar arasında kullanılan Büyük Saray, Ayasofya, hipodrom ve Marmara Denizi arasında uzanmakta ve 100.000 m2 lik bir alan kaplamaktaydı. Roma’daki Palatin, Esquilin Sarayları gibi inşa edilen, yapımını I. Konstantinos’un başlattığı Büyük Saray özellikle I. Iustinianos (527-565) ve Teofilos (829-842) zamanlarında bir çok kez yeniden yapılmış, genişletilmiş ya da onarılmıştır.
Soru: Tonoz nedir?
Cevap: Biçimi alttan içbükey olmak üzere taş ya da tuğla ve harçla örülmüş yarım silindir biçiminde tavan; bir kemerin örülmesiyle meydana gelen örtü. Günümüze sağlam ulaşan Tekfur Sarayı avluya kemerlerle açılan tonozlu bir zemin katı ve üzerinde yer alan iki kattan oluşmaktadır.
Soru: İstanbul’da yer alan Bizans imparatorlarının sayfiye saraylarına örnek veriniz.
Cevap: İstanbul’da ayrıca, Bizans imparatorlarının sayfiye sarayları da yer almaktaydı. Yenimahalle-Bakırköy arasındaki Hebdomon’daki Magnaura ve Iukundianae (ya da Secundianae) Sarayları, Küçükçekmece’deki Rhegion Sarayı ve Anadolu yakasındaki Brias Sarayı en önemlileridir.
Soru: Kubbe nedir?
Cevap: Kubbe: Bir kemerin, yayının tepe noktasından inen dikin çevresinde dönmesiyle meydana gelen örtü.
Soru: Su yapılarını açıklayınız.
Cevap: İlk çağlarda İstanbul’un su ihtiyacı, sarnıçlarla (yağmur suyu biriktirmeye yarayan kâgir yer altı deposu) sağlanmış, şehrin ilk su tesisleri Roma İmparatorluğu zamanında yapılmıştır. Erken Bizans Dönemi’nde diğer kentlerde olduğu gibi İstanbul’da da Antik Çağ’ın su kemer ve kanalları kullanılmıştır. İmparator Valens (364-378)’in yaptırdığı, Türk Dönemi’nde Bozdoğan Su Kemeri olarak adlandırılan su kemeri önemli örneklerden biridir. Trakya’da Gümüşpı nar, Keçigerme gibi yerlerde görülen bir çok su kemeri Geç Roma su şebekelerinin parçalarıdır. I. Iustinianos Dönemi’nde inşa edilen Yerebatan ve Binbirdirek sarnıçları kapalı sarnıçların en önemlileridir. Genellikle Roma hamamlarının kullanıldığı bu dönemde yeni hamamlar da inşa edilmiştir. Hamamlar Hristiyan yaşam tarzına aykırı görüldüklerinden özellikle 6. yüzyıldan sonra kullanılmaz olmuşlardır. İnşasına Septimus Severus (193-211) zamanında başlanan, I. Konstantinos zamanında tamamlanan, Nika Ayaklanması (532)’nda tamamen yıkılan İstanbul Zeuxippos Hamamı önemli bir örnektir.
Soru: Bizans dönemi dini mimariyi açıklayınız.
Cevap: Erken Bizans Dönemi’nde Hristiyanlığa bağlı olarak mimari uygulamalar gerçekleştirilmişse de 200 yılı öncesine tarihlenen dinî nitelikli bir yapı, henüz tespit edilememiştir. 232/233 yıllarına tarihlenen Dura Europos’taki (Suriye-Salihiye) bir ev-kilise bu döneme tarihlenen tek örnektir. Kiliseye çevrilen bu ev, Hristiyanların kolaylıkla buluştuğu ve litürjik gereksinimlerini karşıladıkları bir yapıdır. Avrupa’da ise Erken Hristiyanlık Dönemi için bilinen erken örnekler katakomplardır. 200 yılında Roma piskoposu Zephyrinus’un Diakon Callixtus’a Hristiyanlar için bir mezarlık oluşturulması görevini vermesiyle Roma’da katakompların yapımına ve duvarlarının resmedilmesine başlanmıştır.
Soru: Litürji nedir?
Cevap: Litürji: Bir dinîn törenlerine ve tapınma biçimine ilişkin kuralların tümüdür. Litürjik sözcüğü ise litürjiye ilişkin oguları niteler.
Soru: Katakomp nedir?
Cevap: Roma’da ilk Hristiyanların içinde toplanıp tapındıkları yer altı mezarlarının genel adıdır. Erken Hristiyanlar “katakomp- catacomb” kelimesini kullanmamaktaydı. Kelime Yunanca “deliğin yakınında- near the hollow” demektir. Katakomplar “fossores” (“mezar kazıcıları”) adı verilen ve bir loncaya bağlı kişiler tarafından yapılmaktaydı.
Soru: Bazilika nedir?
Cevap: Bazilika: Roma Dönemi’nde, yargı ve ticaret amacıyla kullanılan, genellikle üç bölüme (nef) ayrılmış, yarım dairesel apsisi (yargıcın oturduğu bölüm) olan, dikdörtgen planlı toplantı salonu. Erken Bizans Dönemi bazilikaları, örtü sistemi ve mimari özelliklerine göre 4’e ayrılırlar: 1- Ahşap Örtülü (Helenistik) Bazilika; 2- Tonoz Örtülü Bazilika; 3- Kubbeli Bazilika; 4- Transeptli Bazilika.
Soru: Martyrion nedir?
Cevap: Martyrion: Bir din şehidinin (martyr) mezarı üzerine inşa edilen merkezî planlı Erken Hristiyan yapısı.
Soru: Vaftizhane nedir?
Cevap: Vaftiz sözcüğü Grekçe “suya batırma daldırma” anlamı taşımaktadır. İsa’ya iman edip, İncil’i Tanrı sözü olarak kabul eden kişi vaftiz edilir. 3. yüzyıldan itibaren imparatorluk topraklarında bu amaca hizmet eden mekânlar inşa edilmiştir. 6. yüzyıldan sonra ise artık sadece çocuklar vaftiz edildiğinden büyük vaftizhaneler işlevi kaybetmiş ve kullanılmaz olmuştur.
Soru: Ayasofya Kilisesi ne zaman yapılmıştır? Açıklayınız.
Cevap: I. Iustinianos Dönemi yapılarının en önemlisi ve Bizans sanatı içinde benzersiz ve tek kalmış olanı, merkezî 32,37 m çaplı kubbe örtülü, üç nefli kubbeli bazilika plan tipli İstanbul Ayasofya Kilisesi (532-537)’dir.
532’deki Nika Ayaklanması sonrası, I. Iustinianos tarafından Trallesli (Aydın) Anthemios ve Miletoslu (Milet) İsodoros isimli iki mimara yaptırılmıştır. Günümüzde görülen Ayasofya binası aslında aynı yere üçüncü kez inşa edilmiş kilisedir. İlk evresi: İnşaasına 4. yüzyılda başlanmış, kilise II. Konstantinos Dönemi’nde 360 yılında açılmış ve 404 yılında çıkan isyanda yanmıştır. Kaynaklara göre Birinci Ayasofya sütunlu bazilika olup, çatısı ahşaptı ve önünde bir atrium yer almaktaydı. İkinci evresi: II. Teodosios Dönemi’nde, 415 yılında yeniden inşa edilmiş ancak bu yapıda da 532’de yanmıştır. Mimar Rufinos tarafından inşa edilen ikinci Ayasofya da yine bazilika planlı, ahşap çatılı ve beş nefliydi. Üçüncü evresi: 532-537’de I. Iustinianus tarafından yeniden inşa edilmiştir. 557’de kubbesi çökmüştür.
Soru: Karanlık Dönemde dini mimariyi (610-850) açıklayınız.
Cevap: I. Iustinianos Dönemi sonrasındaki Karanlık Dönem (610-850) adıyla da anılan süreçte mimari alanında; sur ve su sistemlerinde, 740’da yan nefleri tonozları başlangıcından itibaren üst yapısı yeniden inşa edilen İstanbul Aya İrini Kilisesi gibi çoğu kez var olanın onarılmasıyla yetinilmiştir. Bu dönemde özellikle 8. yüzyılda İznik Koimesis Kilisesi (Şekil 4.8), Selanik Ayasofya Kilisesi, Ankara Aziz Klemens Kilisesi, Myra’daki (Demre) Aziz Nikolaos Kilisesi ve Likya’da Dereağzı Kilisesi gibi bir grup kubbeli bazilikanın merkezî mekânında haç şeması vurgulanmıştır.
Soru: Pandandif nedir?
Cevap: Bir kubbeyi taşıyan kemerler ile kubbe kaidesinin arasını kapatan kare bir plandan kubbenin dairesel kaidesine geçmeyi sağlayan küresel üçgen yüzey.
Resim ve El Sanatları
Soru: Anıtsal Resim sanatını açıklayınız.
Cevap: Anıtsal Resim Sanatı: Duvarlarda yer alan freskolarla duvarlar ve döşemelerde kullanılan mozaik teknikleri anıtsal resim sanatı içinde ele alınmaktadır. Erken Hristiyanlık Dönemi’nde, kilise ve yer altı mezar odası olan hipojelerle sivil ve resmî yapılarda anıtsal resim uygulamaları görülür. En erken fresko örnekleri Suriye-Dura Europos’daki kiliseye dönüştürülen evde ve Roma katakomplarında bulunmaktadır. Dura Europos’daki yapının (232-233) duvarlarına genellikle Tevrat konulu sahneler işlenmiştir. Roma katakomp resimlerinin en erken örnekleri 2. yüzyıla tarihlenmektedir. Bu resimlerde, Tevrat ve İncil kaynaklı dinî konuların yanı sıra burada mezarları bulunan aziz ve azizelerin portreleri, bitkisel ve geometrik bezemeler ve haç gibi sembolik tasvirler yer almaktadır. Hristiyanlığa özgü yeni inancın görüşünü ifade etme ve inananlara kutsal kitaptan anımsatmalar yapma amacıyla yapılan Antik Dönem’in ideal güzelliğini yansıtan klasik estetikten uzak olan bu resimler farklı estetik değerlere sahiptir. Anadolu’da bilinen en erken tarihli anıtsal resim sanatı örnekleri İznik Elbeyli köyündeki hipojede (4. yy) ve Efes-Yamaç evlerinde (3.-7. yy) bulunmaktadır.
Soru: Orta Bizans döneminde anıtsal resim sanatını açıklayınız.
Cevap: Orta Bizans Dönemi’nde (842-1204), Bizans anıtsal resim sanatında canlanma yaşanmıştır. İmparator III. Mikhael (842-867), I. Basileios (867-8886) ve VI. Leon (886-912) zamanları Bizans resim sanatının en verimli çağlarıdır. Yaklaşık 866-867 yıllarında tamamlanan, İstanbul Ayasofya Kilisesi apsis yarım kubbesinde yer alan Meryem ve bema tonozu içindeki başmelek mozaikleri bu dönemin eserleridir. Makedonya Rönesansı’nın klasik sanattan etkilenen üslubu bu örneklerde izlenebilmektedir. Ayasofya’nın iç narteksindeki imparator kapısının alınlığındaki tahta oturan Pantokrator İsa ile birlikte tasvir edilen VI. Leon mozaiğinde (886-912), klasik sanatın tersine sert hatlı, çizgisel üslup hakimdir. Selanik Ayasofya Kilisesi ana kubbesinde ilk kez tasvir edilen anıtsal boyutlardaki İsa’nın Göğe Yükselişi sahnesinde de (Resim 4.5) İstanbul Ayasofya Kilisesi’nde betimlenen VI. Leon moziğinde oldu ğu gibi ağır görünümlü, iki boyutlu, bodur figürler ve kaba yüz hatları dikkat çeker.
Soru: Üç Müneccim Kralın Tapınması sahnesini anlatınız.
Cevap: Ihlara Ağaçaltı Kilisesi’nde tasvir edilen Üç Müneccim Kralın Tapınması sahnesinde Kral Hirodes zamanında, İsa Beytüllahim’de doğduğu zaman, Doğu’dan üç gökbilimci gelir. Gökyüzünde takip ettikleri yıldız İsa’nın bulunduğu yerde durur. Üç kral adı verilen gökbilimciler İsa’yı görüp secde ederler. Sonra yanlarında getirdikleri hazineleri açıp İsa’ya altın, buhur ve mür aramağan ederler.
Soru: Koimesis’i açıklayınız.
Cevap: Khora Manastırı (Kariye Camii) Kilisesi’nde Batı girişin üzerinde yer alan Koimesis (Meryem’in Ölümü) sahnesi naosdan günümüze gelen tek parçadır. İsa’nın ölümünden sonra Meryem Tanrı’ya yalvarır, kendisini de oğlunun yanına almasını ister. Bunun üzerine bir melek Meryem’e görünür, ona bir Palmiye dalı verir öldüğünde mezarına dikilsin diye. Meryem Palmiyeyi havari Yahya’ya verir ve bütün havarilerin ölümünde hazır bulunmalarını ister. Bu nedenle, Meryem’in ölümü sahnesinde yatağının çevresinde havariler yer almaktadır.
Soru: İkona nedir? Açıklayınız.
Cevap: İkona İsa, Meryem, Azizler ve Azizelerin yaşamlarının canlandırıldığı taşınabilir nitelikte resim levhaları olarak tanımlanmaktadır. İkonalarda yaygın olarak ahşap malzeme kullanılmıştır. Mermer, fildişi, metal (bronz, gümüş, altın), mine, seramik ve mozaik gibi malzemelerin de kullanıldığı görülür. Genellikle dikdörtgen pano şeklinde olan ikonaların yanında açılıp kapanabilir nitelikte iki levhalı (diptikon) ya da üç levhalı (triptikon) olanları da bulunmaktadır. Ahşap levha üstüne ankostik daha sonra tempera tekniği ile yapılmış Geç Antik Çağ Mısır mumyalarının portreleri (1.-4.yy) ikonaların öncüleri arasındadır
Soru: El yazmalarının çeşitleri nelerdir?
Cevap: El yazmalarını; 1. Dinî El Yazmaları (Oktateuch, Mezmurlar ve Meseller, Evangeliar, Lektionar, Perikop, Menelogya, Homilye), 2. Tarihi Eserler, 3. Kronikler, 4. İmparatorluk Fermanları ve 5. Bilimsel El Yazmaları (Tıp, Astronomi, Farmakoloji, Topoğrafya) olmak üzere beş başlık altında toplamak mümkümdür.
Soru: Resimli el yazmalarını açıklayınız.
Cevap: Resimli el yazmaları genellikle manastır kitaplıklarında, saray ve kiliselerde korunduğu için, Erken Bizans Dönemi anıtsal resim sanatı ve ikona örneklerinin tersine günümüze ulaşabilmişlerdir. Manastırlarda bir ekip tarafından üretilen el yazmaları İstanbul’un yanı sıra Antakya, İskenderiye, Kayseri ve Kudüs gibi merkezlerde de üretilmişlerdir. Prenses Anicia Juliana tarafından yaptırılan, bugün Viyana’da bulunan Dioskorides’in Meteria Medica adlı eserin kopyası, saray atölyelerinde üretilmiş en eski örnektir.
Soru: Maden sanatında kullanılan malzemeleri ve kullanım alanlarını açıklayınız.
Cevap: Bizans maden eserleri altın, gümüş, bakır, bronz, demir ve pirinç gibi malzemelerden üretilmiştir. Altın ve gümüş eserler cam, fildişi ve ipek gibi imparatorluğun lüks objeleri arasında sayılmaktadır. Altın malzeme taç, bilezik, yüzük, kemer, madalyon, kolye, küpe gibi süs eşyalarında tercih edilirken gümüş daha çok imparatorların hükümdarlık yıl dönümü kutlamalarında yapılan hediyelik eşyalarda ve Ökaristi Ayini’nde kullanılan litürjik maden eserlerin üretiminde tercih edilmiştir. Bronz ya da bakır malzemeden üretilmiş eserler ise ucuz ve kolay satın alınabilmeleri nedeniyle hem sivil hem de dinî alanda küçük eşya yapımında kullanılmıştır
Soru: Seramik sanatını açıklayınız.
Cevap: Bizans seramik sanatı halkın ekonomik durumu ve beğenilerine göre şekillenmiştir. Nüfusun büyük bölümü tarafından kullanılan seramiklerin büyük bir kitlesi ve pazarı vardı. Sırlı seramikler daha çok ticari bir mal olarak değerlendirilmektedir. Sırsız seramikler daha çok tahıl ve yağ gibi ürünlerin depolanmasında, yağ ve şarap gibi ürünlerin nakliyesinde ve mutfak gereçlerinde kullanılmış, artan talep ile birlikte gelişmiştir. Erken Bizans Dönemi’nde, yoğun olarak Kırmızı Astarlı Seramikler adı verilen seramikler üretilmiştir. 7-9. yüzyıllar arasında kırmızı astarlı seramik üretimi son bulmuş, beyaz hamurlu seramikler ortaya çıkmıştır. Yeşil, kahverengi ya da sarı sırlı olan bu seramiklerde renk vermesi için sır içeriğinde kurşun kullanılmıştır. Arkeolojik kazılar İstanbul, Ege ve Balkanlar’da bu grup seramiklerin 11. yüzyıla kadar üretildiğini göstermiştir. Beyaz hamurlu seramikler kendi içinde sırlı beyaz ve polikrom (çok renkli) beyaz olmak üzere iki grup altında incelenmektedir. 12. yüzyıl ortalarından itibaren Komnenoslar Dönemi’nin sosyal ve askerî yaşamını belgeleyen insan figürlü sahnelerde artış görülür. Geç Bizans Dönemi’nde İstanbul’da üretildiği düşünülen Zeuksippos Seramikleri görülmektedir. Anadolu’da gerçekleştirilen son yüzey araştırmaları ve kazılarda da bu grubun örnekleri ile karşılaşılmaktadır.
Soru: Fildişi işçiliğini açıklayınız.
Cevap: Fildişi işçiliği genellikle fil, suaygırı, gergedan ya da geyik gibi hayvanların dişlerinden üretilen heykelcik, süs ya da günlük eşya üretimi kapsamında değerlendirilmektedir. Elle oyulan fildişinin çene kemiğine bağlanan bölümünün içi boştur. Bu boşluk fildişinin ucuna doğru yok olur. Bu nedenle fidişinden yaklaşık en fazla 45x15x25 cm’lik levha ya da içi dolu bölümünden yaklaşık 76 cm’lik bir heykelcik elde edilebilir. Dolayısıyla fildişi küçük boyutlu objelerin yapımı için uygundur.
Soru: Cam sanatını açıklayınız.
Cevap: İmparatorluğun lüks objeleri arasında yer alan cam, yazılı kaynaklar ve arkeolojik verilerden anlaşıldığına göre, aydınlatma araçları, pencere camı, boncuk, şişe, bilezik, tessera ya da günlük kullanım objeleri olarak da üretilmiştir.
Soru: Tekstil sanatını açıklayınız.
Cevap: Tekstil Bizans’ın şehir ve kırsal kesiminin en önemli faaliyetlerinden biridir. Elde dokunmuş sepet, urgan ve döşemelikler kırsal üretimin eserleridir. İtalya, Anadolu ve Yunanistan’da üretildiği bilinen keten, pamuk, yünlü kumaşlar, halılar ve yüksek statü sembolü olan ipek tekstil ürünleri içindedir. Erken Bizans Dönemi’nde ham ipek Çin’den satın alınmış ve altın simli kumaşlar hâline getirilerek uluslararası pazarda yüksek fiyatlarda satılmıştır. I. Iustinianos (527-565) ile birlikte ipek imalatı, devlet tekeline girmiş ve sadece imparatorluğa ait atölyelerde işlenerek satılmıştır. Bu dönemden günümüze gelen bir örnek bulunmamaktadır. Günümüze gelen en erken örnekler, İmparator Heraklios (610-640) zamanı ve sonrasından kalmıştır. Bu kumaşlar üzerinde av, aslan, boğa mücadelesi ve dört atlı yarış arabası sahneleri görülmektedir. Erken Bizans Dönemi’nde dinsel konulara oldukça ender rastlanır. 800 yılına tarihlenen ve bugün Vatikan Müzesi’nde bulunan Meryem’e Müjde sahneli ipek dokuma bunlardan biridir. Orta Bizans Dönemi’nde özellikle 11. ve 12. yy’da kaliteli ipeğe talep artmış ve bu durum üretimi de arttırmıştır.
Ünite 5
Abbasi Dönemi Sanatı (750-1258)
Soru: Abbasi dönemi sanatının özellikleri nelerdir?
Cevap: Hz. Muhammed’in amcasının soyundan gelen Ebu’l Abbas’ın, Emevi hâkimiyetine 750’de son vermesiyle yönetim Abbasilere geçmiştir. Yönetim merkezinin Şam’dan Bağdat’a geçmesi, siyasi, sanat ve kültür bakımından Doğululaşma olgusunu hızlandırmıştır. Şam’da İslam sanatına etki eden Geç Helenistik-Bizans sanatının yerini, Bağdat’ta Sasani sanatı almıştır. Abbasilerin iktidarı elde etmelerine yardımcı olan Horasan Türklerinin de bu dönemle birlikte İslam sanatında etkileri görülmeye başlamıştır. Abbasi sanatı çeşitli unsurların birleşmesi ile şekil bulmuş, yeni malzeme ve tekniklerin uygulanması ile de İslam sanatında yeni bir üslup ortaya çıkmıştır.
9. yüzyılın ikinci yarısına kadar görülmeyen mezar anıtları, ilk kez 862’de, Halife Muntasır’ın annesinin ölen oğluna mezar yaptırmak istemesiyle bu tarihten sonra İslam Dünyası’na girmiştir. Samarra yakınında Kasr’el Aşık’m güneyindeki Kubbetü’s Süleybiye olarak adlandırılan bu mezar yapısının Muntasır’a ait olduğu sanılmaktadır. Kare planlı kubbe örtülü merkezî birimi Kubbetü’s Sakhra’da olduğu gibi sekizgen bir galeri ile çevrilidir. Mezar anıtı yapımı Türklerin İslam dünyasına girmeleriyle l0. yüzyıldan sonra artmıştır.
Soru: İslam şehirciliği konusundaki bilinen ilk örnek hangisidir?
Cevap: İslam şehirciliği konusundaki bilinen ilk örnek, 762-765 yılları arasında, Abbasi halifesi Mansur’un kurdurduğu Bağdat Şehri’dir. Şehri daire planlı iç içe iki sur ve bu surların dışındaki bir hendek çevrelemekteydi. Şehrin dört kapısına, baktıkları yönlerde yer alan şehirlerin adı verilmişti. Resmî yapılar, saray ve cami şehrin merkezinde yer alıyordu. 766’da yapılan, Bağdat Ulu Camii kerpiç duvarlı, ahşap sütunlu ve düz çatılı, sade bir yapıydı.
Soru: Abbasi Dönemi Sanatının mimari eserleri nelerdir?
Cevap: Halife Mütevekkil’in yaptırdığı, Mütevekkiliye (Samarra) Camii (848-852) çok destekli Kûfe tipli bir yapıdır. Bunun yanısıra bu dönemde Samarra Ebu Dulef Camii, Tolunoğullarının Fustat Ulu Camii, Ukhaydır ve Balkuvara Sarayları, Samarra Cevsakü’l-Hakani Sarayı gibi örnekler bulunmaktadır.
Soru: Kahire’deki ilk Fatımi yapısı ve özellikleri nelerdir?
Cevap: Kahire’deki ilk Fatımi yapısı, 970-72 yılında tamamlanan, el-Ezher Camii’dir.
Yapının harimi mihrap duvarına paralel beş sahından oluşmaktadır. Mihrap ekseni, paralel sahınları dikine kesen bir sahınla vurgulanmış ve mihrap önü bir kubbe ile örtülmüştür. Orta sahının iki ucunda, Kayravan Camii’nde olduğu gibi iki kubbe yükselmektedir. İslam dünyasının eğitim merkezî durumuna gelen elEzher Camii zamanla medreseleri de bünyesine katarak devamlı değişikliğe uğrayarak genişlemiştir. 990 yılında Halife Aziz tarafından yapımı başlatılan el-Hâkim Camii’ni Aziz’in oğlu Halife Hâkim 1003’te tamamlatmıştır. Yapının kuşatma duvarının taştan örülmesi Kahire için bir yeniliktir.
Soru: Eyyubilerin mimari eserlere katkıları neler olmuştur?
Cevap: Eyyubiler tıp eğitimine büyük önem vererek Şam, Halep ve Kahire’de tıp medreseleri ve hastahaneler kurdular ve büyük kütüphaneler oluşturdular. Sürekli olarak Şiilerle mücadele ettiklerinden ağırlıklı olarak medrese yapıları inşa etmişlerdir. Selahaddin Eyyubi tarafından İmam Şafii için yaptırılan türbenin yanında günümüze gelemeyen bir Şafii medresesi (1179/80) inşa edilmiştir. Maaret’ün-Nu’man’da yapılan Ebü’l-Fevaris Medresesi (1198/99), Halep Zahiriye Medresesi (1219/20), Şam Rükniye Medresesi (1227) Eyyubilerin önemli medreseleridir. Birçok camiyi de onartan Eyyubilerin bu camilere yaptıkları bazı ilaveler arasında minareler yer alır. Eyyubi sanatında Fatımi, Selçuklu ve Zengi sanatının etkileri görülür. Dönemin önemli özellikleri arasında Zengilere bağlanan renkli mermer kakma mihrap uygulaması dikkat çeker. Kahire, Şam, Basra ve Halep Kaleleri Eyyubilerin yaptırdıkları önde gelen askerî mimari örnekleridir. Bunlardan Halep Kale kapısının sivri kemer alınlığında birbirlerine dolanmış, kuyruk ve baş kısımları geriye kıvrılarak gövdelerini ısıran birer ejder başıyla biten figürlü kabartma bulunur.
El Sanatları
Soru: Araplar kağıt yapmayı nasıl öğrenmiştir ve ilk kağıt fabrikaları kaç yılında nerelerde kurulmuştur?
Cevap: Talas Savaşı’nda (751) esir aldıkları Çinli ve Uygurlu kâğıt ustalarından kâğıt yapmayı öğrenen Araplar, 752 yılında Semerkant’ta bir atölye kurarak kâğıt yapmaya başlamışlardır. Halife Harun Reşit zamanında 794 yılında ilkin Bağdat’ta bir kâğıt fabrikası kurulmuş ardından 900’de Şam, 1100 yılında Kahire ve de Fes’te, 1151’de Endülüs’te, 1100’de Bizans İstanbul’unda, 1276’da İtalya’da, 14. yüzyılın yarısından sonra Fransa ve Osmanlılarda kâğıt fabrikaları kurulmuştur.
Soru: Kûfi yazı nedir?
Cevap: İlk kez kitap yazısı olarak Kûfe şehrinde kullanıldığı için kamış kalemle sağdan sola yazılan dik hatlara sahip ilk Arap yazısı, Kûfi yazı olarak adlandırılmış ve mimaride de kullanılmıştır. Sessiz harflerin üstüne veya altına konulan üstün, esre, ötrü gibi işaretlerle sesli harf oluşturulması, Arap yazısına sıkışık istif özelliği vermekte bu da küçük yüzeylere yazılmış yazılara daha fazla anlatma olanağı kazandırmaktadır. Yazının mimaride ilk kullanılışı, 692 tarihli Kubbet’ül Sahra’dadır. Dekoratif özellikleriyle mimaride kullanılan, kûfi yazının harfleri arasında oluşan boşlukları önlemek için sonradan bezemeci yollara başvurulmuş, çiçekli kûfi ve satrançlı kûfi adı verilen iki çeşidi doğmuştur. Çiçekli kûfi yazı alçı ve stuko yüzeylerde, satrançlı kûfi yazı tuğla mimaride gelişmiştir.
Soru: Minai tekniği nedir?
Cevap: 13. yüzyıl sonları ile 14. yüzyılın başlarında başta Rey olmak üzere Kaşan’da hem sır altı hem de sır üstü tekniği olan Minai tekniği geliştirilmiştir. Minai: Farsça şişe, cam
anlamına gelen mina kelimesinden gelmektedir. Bu teknikte astarlanmış kap önce
yeşil, mavi ve mor gibi yüksek ısıya dayanaklı boyalarla bezenmekte ve sırlanarak
fırınlanmaktadır. Sonra sır üstüne siyahla desenin dış çizgileri çekilmekte ve
ardından beyaz, altın yaldız ve kırmızı boyalar sürülerek bir kez daha fırınlanmaktadır.
Böylelikle boyaların akması ve birbirine karışmasının engellendiği bu teknikte
yapılan seramiklerde genellikle minyatürleri anımsatacak taht, av, saray sahneleri ile mitolojik konular betimlenmiştir.
Soru: Seramik sanatında sır kavramı neyi ifade etmektedir?
Cevap: İslam seramik sanatının en parlak dönemi 9.-13. yüzyıllar arasında yaşamıştır.
Özellikle, Güney İtalya Seramik sanatının gelişimi üzerinde büyük etkisi olan bu
dönemde üretilen seramikler sırsız ve sırlı olmak üzere iki grupta toplanmaktadır.
Sırsız seramikler kahverengimsi-sarı ya da beyazımsı hamurludur. Sırlı seramikler ise tek renk sır ile bezemeyi oluşturacak renklerin sır altına ya da sır üstüne uygulanmasıyla oluşturulmuştur. Sır: Seramik hamurunun ince bir tabaka şeklinde,
çeşitli oranlarda hazırlanan eriyik ile kaplanması ve kabın fırınlanmasıyla elde edilir.
Eriyik, artan ısı ile kabın üstünde erir ve camsı bir yüzey oluşturur. Sırı oluşturan
hammaddeler, saf kuvars, kalsit, feldspat, çeşitli maden oksitler ve sudur. Eriyiğin içine
kurşun katılmasıyla saydam sır, çinko katılmasıyla mat sır, çeşitli maden oksitlerinin
katılmasıyla da renkli sır elde edilir.
Emevi Dönemi Sanatı (661-750; 756-929/929-1031)
Soru: Emevi dönemi sanatının genel özellikleri nelerdir?
Cevap: Emevi Dönemi, İslamiyet’in genişleyip yayıldığı, İslam dininin öğreti ve ihtiyaçlarına göre biçimlenen bir sanatın oluşmaya başladığı dönemdir. Emeviler Suriye, İran, Irak ve Mısır’ın ele geçirilmesiyle kendilerinden önce bu bölgelerde var olan uygarlıkların kültür birikiminden özellikle, Yunan, Helenistik, Roma, Hristiyan ve Sasani sanatlarından beslenmişlerdir. Emevi Dönemi sanatında bu nedenle yaratıcılıktan çok, derleyicilik ön plandadır. Mimari ve diğer sanatlarda kuralların oluşturulması, ana formların ortaya çıkması, Emevi Dönemi ile başlar. Dinî mimarinin ilk kalıcı plan şeması bu dönemde ortaya çıkmıştır. Daha önce, yalnız günlük hayatın sürdürülmesine ve dinî görevlerin yerine getirilmesine uygun, tabiat şartlarına karşı oldukça dayanıksız, son derece sade binalar inşa edilirken, bu dönemde ihtişamlı görünmelerine önem verilen, dinî ve sivil binaların yapılması ile yeni bir sanat anlayışı ortaya çıkmıştır.
Soru: Suriye Emevi dönemi sanatının önemli mimari eserleri hangileridir?
Cevap: Kubbetü’s Sakhra (691), Halife Abdülmelik tarafından Kudüs’te, kutsal alan içinde yaptırılmıştır. Cami veya türbe değil, bir tavaf yapısı, bir ziyaretgâhtır. Kitab-ı Mukaddes’te adı geçen Hacerü-l Muallak adıyla anılan kutsal kayayı içerisine alacak biçimde inşa edilmiştir. Merkezî planlı, ilk İslam yapısıdır. Yine Halife Abdülmelik tarafından Kudüs’teki kutsal alana yaptırılan Mescidü’l Aksa (702), İslam dünyasının en kutsal yapılarındandır. 670’de Ukbe b. Nafi’nin yapımını başlattığı, Kayravan (Sidi Ukbe) Camii, Halife Hişam tarafından 726’da bitirilmiştir. Şam Emeviye (Ümeyye) Camii (705-15), Halife I. Velid tarafından yaptırılmıştır. Maksure kubbesi haricinde, orijinal planı değişmeden, günümüze kadar gelebilmiş, en erken camidir. Caminin, mihraplarının köşelerine kule tipli minareler inşa edilmiştir. Güneydoğu köşesindeki Hz. İsa
Minaresi (9. yy), güneybatı köşesindeki Kayıtbay Minaresi (1488) olarak adlandırılmaktadır. Caminin yapıldığı zamandan günümüze ulaşan kuzey avlu duvarının ortasında yer alan el-Arus Minaresi ise kübik ve dar biçimiyle hem doğu hem
de batıdaki minarelere örnek olmuştur.
Bu önemli eserlerin yanısıra; Halife I.Velid’in yaptırdığı düşünülen Lut Gölü’nün kuzeydoğusunda bulunan Kusayr-ı Amra (711-15). Kasrü’l Hayri el-Garbi (728) Şam’dan Palmira’ya giden eski ticaret yolu ile Humus’tan Djof ’a giden yolun kavşak noktasındadır. Halife Hişam tarafından yaptırılmıştır. Yapının tam karşısında, konukların ağırlandığı, Kasrü’l Hayri el-Şarki yer alır. Amman’ın güneydoğusunda bulunan Kasrü’t Tuba’nın (743/44), II. Velid tarafından yaptırıldığı sanılmaktadır. Kenar ölçüsü 35 m olan kare biçimli bir alana oturan Kasrü’l Haran ise iki katlı, küçük bir kasırdır.
Soru: Endülüs Emevi Dönemi Sanatının önemli mimari eserleri nelerdir?
Cevap: Endülüs Emevi Dönemi’nin önemli yapılarının başında 784’te, I. Abdurrahman tarafından yapımı başlatılan, Kurtuba Camii gelir. İslam dünyasının en büyük camilerinden biridir. Endülüs Emevi Dönemi mimarisinin günümüze ulaşan sınırlı örnekleri içerisinde yer alan bir diğer cami, 11. yy başında yapılmış olan Tuleytula’daki (Toledo) Babü Merdüm Camii’dir. Endülüs Emevilerinin ilk sarayı olan, Kurtuba’nın 3 km kuzeybatısındaki, I. Abdurrahman’ın yaptırttığı Rusafa (Arruzafa) Sarayı ise günümüze ulaşamamıştır. III. Abdurrahman tarafından bir kır sarayı olarak inşa edilen Medinetü’z Zehra Sarayı, ismini, halifenin gözde hanımı Zehra’dan alır. Devasa büyüklüğü ve kulelerle takviye edilmiş yüksek olmayan bir surla kuşatılmış olması nedeniyle “şehir-saray” olarak nitelendirilir. Endülüs Emevi Dönemi askerî yapılarının başında kaleler gelmektedir. r. Önemli örneklerden biri, 835 yılında, II. Abdurrahman tarafından tamamlanan, Maride Kalesi’dir.
Erken İslam Dönemi Sanatı (622-661)
Soru: İslam öğretisindeki ev (beyt) kavramına dayandırılarak İslamiyet’in ilk yapısı olarak da kabul edilen kutsal yapı hangisidir ve biçimsel özellikleri nelerdir?
Cevap: Mekke’deki Kâbe, Müslümanların bütün ibadetlerinde yöneldikleri kutsal bir yapıdır. İslamiyet’ten önce inşa edilmiş olmasına rağmen İslam öğretisindeki ev (beyt)
kavramına dayandırılarak İslamiyet’in ilk yapısı olarak da kabul edilmektedir.
Hz. Muhammed, köklü değişikliklere giderek, Arapların İslamiyet öncesinde de kutsal saydıkları Kâbe’de bulunan putları, Mekke’nin fethinden sonra kırdırtıp attırmıştır. Granit taştan, inşa edilen 13 m yüksekliğindeki dikdörtgen prizma biçimli Kâbe’nin, kenar ölçüleri birbirinden farklıdır. Sade ve süslemesiz yapının, ana yönleri gösteren köşelerinin ayrı isimleri vardır. Doğu köşesine Hacerü’l Esved, kuzey köşesine Irakî, batı köşesine Şâmî, güney köşesine Yemânî denilmektedir. Kâbe, tarih boyunca kısmen ya da bütünüyle yeniden inşa edilmiş ve günümüze gelinceye kadar yedi kez yenilenmiştir. Kâbe’nin içinde bulunduğu alana, Kur’an-ı Kerim’de geçen ifade ile el-Mescidü’l Haram denilmektedir.
Soru: İslam dininin sanata getirdiği en büyük yenilik ve mimari unsurları nelerdir?
Cevap: İslam dininin sanata getirdiği en büyük yenilik cami mimarisidir. İslamiyet’te her kesimden halk ayrım gözetilmeden, ön saflarda namaz kılabilmektedir. İbadetteki bu durum, namaz saflarının geniş tutulması gereğini doğurmuş, bu da kiliselerin aksine, camilerde mihrap duvarı ile karşısındaki duvarın diğerlerine göre daha uzun tutulduğu enine genişleyen bir mekânın tercih edilmesine neden olmuştur. Cami planları toplu olarak kılınan namazın gereklerinden doğmuş, ihtiyaca bağlı olarak mihrap, minber, minare gibi mimari unsurlar da simgesel ve estetik anlamlarıyla cami mimarisine katılmışlardır.
Mihrap, cami mimarisinin değişmez bir ögesidir. Genellikle yoğun dekorasyonu olan ve caminin kıble duvarında yer alan içbükey bir niştir. Hz. Muhammed’in, evinde kıldırdığı namazlar sırasında durduğu yerin onurlandırılması amacıyla Emeviler zamanında cami
mimarisine girmiştir.
Minber, üzerinde hutbe okunan, basamaklarla çıkılan litürjik ögedir. Mihrabın sağında
yer alır. İmamın kullanımına ayrılmış olan minberin, iki basamaklı ilk şekli ile peygamberin zamanından beri varlığı bilinmektedir.
Minare, inananları namaza çağırmak için ezanın okunma işlevinin yapıldığı, ya camiyle
bağlantılı ya da yakınında yer alan, camiden daha yüksekçe inşa edilmiş mimari yapıdır.
Minarenin ilk kullanımı, Şam Emeviye Camii’ndedir. Mimari açıdan minare, değişik
toplum ve coğrafyalarda farklı malzeme, form ve üsluplara bürünür.
Soru: İslamiyet’in ilk camisi sayılan ve sonraki bütün camilere örnek teşkil eden yer hangisidir?
Cevap: Hz. Muhammed’in, Medine’deki evinde cemaatle birlikte namaz kılmasından dolayı burası Mescid-i Nebi (Mescid-i Nebevi) adıyla İslamiyet’in ilk camisi sayılmış, sonraki bütün camilere örnek teşkil etmiştir.
Soru: Dört halife döneminin mimari eserleri nelerdir?
Cevap: Otuz yıl kadar süren bu süreçte inşa edilmiş hiç bir yapı, orijinal plan ve özellikleri ile günümüze gelememiştir. Bunlar arasında çok destekli Basra Camii (632) ve Kûfe Camii (639) sayılabilir. Bunlardan Kûfe Camii’nin üzeri kapatılmış üçte birlik sütunlu harim bölümü ile üzeri açık sütunsuz bölümü arasında duvar veya kapı bulunmamaktaydı. Kûfe Camii, daha sonraki camilerin kapalı harim bölümü ile açık avlu bölümlerini şekillendirmiş ve çok sütun ya da payeli camileri ifade eden bir cami tipine (Kûfe tipi) adını vermiştir. Amr el-As tarafından Kahire’de inşa ettirilen Fustat Amr Camii (643), bu tipin bir diğer uygulamasıdır.
Sicilya ve Güney İtalya’da İslam Etkileri
Soru: Tıp alanında kullanılan İslam seramik kap türü hangisidir?
Cevap: Tıp alanında kullanılan, bir İslam seramik kap türü olan albarellolar, Endülüs ve Kuzey Afrikalı tüccarlar aracılığıyla İtalya’ya tanıtılmış, daha sonra 15. yüzyılın ilk yarısından 18. yüzyılın sonlarında kadar bu kapların Güney İtalya’da yerel üretimleri yapılmıştır. Albarello: Eczacıların, merhem ve kuru ilaçlar için kullandıkları bir kavanoz
türüdür. İspanyolca barril fıçı, varil demektir.
İspanya ve Kuzeybatı Afrika’da İslam Sanatı
Soru: 1090 ve 1147 yılları arasında Kuzeybatı Afrika’da halklar arasında bir siyasi güç oluşturabilen ilk devlet hangisidir ve mimari eserleri nelerdir?
Cevap: Murabıtlar Devleti, Kuzeybatı Afrika’da halklar arasında bir siyasi güç oluşturabilen
ilk devlettir. Bugünkü Fas Bölgesi’ne egemen olmuşlardır. 1062 yılında başkent Marrakesh kurulmuştur. Tlemsen Camii (1135) çok destekli bir yapıdır. Plan şemasında Kayravan Camii’nin etkisi görülebilmektedir. At nalı kemerler, damarlı kubbe, dekorasyonda mukarnas kullanımı açısından bu bölge için ilk örnek olan camiye Kurtuba Ulu Camii öncülük etmiştir. Muvahhidlerin Tinmel Camii (1153/54) de Kayravan Camii’ni tekrarlamıştır. Ancak, mihrap duvarına paralel uzanan sahının doğu ve batı uçlarına yerleştirilen kubbeler bir yeniliktir. Kutubiye Camii’nde (1137) ise bu bölümde aralıklarla yerleştirilmiş, mukarnaslarla bezenmiş beş kubbe yer alır. Rabat Hasan Camii (1196-99), yaklaşık 140 x 184 m ölçülerinde oldukça geniş bir alanı kaplamaktadır.
Soru: Muvahhidler Dönemi’nden günümüze gelen eserler nelerdir?
Cevap: Muvahhidler Dönemi’nden günümüze gelen eserler arasında, bugün Sevilla Katedrali’nin
(Santa Maria Katedrali) 104,5 m yüksekliğindeki çan kulesi olan La Giralda adındaki İşbiliye Camii’nin (1171) minaresi bulunmaktadır. Yapımına, 1184 yılında mimar
Ahmed Ben Baso tarafından başlanan 1198’de tamamlanan bu kulenin alttaki üçte ikilik bölümü Muhavvidler Dönemi’ne aittir. Üst bölüm, 1568 tarihinden sonra mimar Hernan Ruiz tarafından eklenmiştir. Minarenin tasarımıyla Kuzey Afrika’da Kutubiye, Rabat Hasan Camii minarelerine öncülük etmiş ve Sevilla’daki kilise çan kulelerine ilham kaynağı olmuştur. Yapımına 1181’de başlanan Sevilla Alcazar Sarayı (Mübarek el-Kasr) Hristiyan yönetimi altında 1364’te tamamlanabilmiştir. 16. yüzyılda V. Charles Dönemi’nde yapılan değişiklikler dışında birçok Endülüs İslam sarayı özelliklerini aynen korumaktadır. Bu özellikler; havuzlu ve revaklı avlular, bahçeler, renkli çiniler, taşkın
süslemeye sahip yüzeyler, dilimli kemerlerdir.
Soru: Merini dönemi sanatının mimari eserleri nelerdir?
Cevap: Merinilerin, Tlemsen Mansura Camii (1336) ise birçok yönden Kayravan Camii’ne dayanan Murabıt ve Muvahhid camilerinin özelliklerini taşır. Kurucusunun adı (asıl adı Mütevekkiliye olan Ebu İnan Faris) ile anılan Meknes Ebu İnaniye Medresesi (1350-55),
Merini sultanlarının yaptırdıkları medreselerin en sonuncusudur.
Ünite 6
Anadolu Selçuklu ve Beylikler Dönemi Mimarisi
Soru: Anadolu Türk döneminin en erken tarihli camilerine hangileri örnek verilebilir?
Cevap: Cami mimarisinde Anadolu, başka İslam coğrafyalarında görülmeyecek farklı plan denemelerine sahne olmuş ve neredeyse Anadolu’ya özgü yeni cami plan tipleri ortaya çıkmıştır. Büyük Selçukluların inşa ettirdikleri Diyarbakır Ulu ve Siirt Ulu Camii Anadolu Türk döneminin en erken tarihli camilerini oluştururlar. Ahşap tavanlı Diyarbakır Ulu Camii (1091-1092)’nde kubbesiz olarak Şam Emeviye Camii’nin planı tekrarlanmıştır.
Soru: 1985 yılında Dünya Kültür Mirası Listesi’ne girmiş bulunan yapı hangisidir, hangi beyliğe aittir ve özellikleri nelerdir?
Cevap: Mengüceklilerin 1985 yılında Dünya Kültür Mirası Listesi’ne girmiş bulunan Sivas Divriği Ulu Camii ve Şifahanesi (1228-1229) mimarileri ve eşsiz süslemeleriyle Anadolu Türk mimarisinin en kıymetli eserleri arasında yer alır. Camiyi Ahmet Şah, şifahaneyi eşi Turan Melike Sultan yaptırmıştır. Mihrap önü bölümü kubbeli Divriği Ulu Camii her biri değişik tonoz çeşitleriyle örtülü çok bölüntülü plan şemasındadır. İçerisinde Mengüceklilerin hanedan türbesi bulunan şifahane yapısı ise üç eyvanlı, kubbe örtülü kapalı avlusu bulunan kısmen iki katlı bir yapıdır.
Soru: Türk hamamları ve Selçuklu hamamlarının özellikleri nelerdir?
Cevap: Genellikle Türk hamamları 1-soyunmalık, 2-ılıklık, 3-sıcaklık, 4-halvet odaları,
5-su deposu 6- külhân olarak isimlendirilen altı bölümden oluşurlar. Külhânda
yakılan ateşin sıcak havası ve su buharının duvarlarda ve zeminde dolaştırılmasıyla ısıtılan bu yapıların plan tipolojileri sıcaklık bölümlerinin biçimlenişine göre yapılır. Selçuklu hamamlarında 1-radial haçvari 2-dört eyvanlı ve köşe hücreli 3-münferit olmak üzere üç farklı plan tipi görülür. Mimar Kelük bin Abdullah’ın Konya’da yaptığı Sahip Ata Hamamı (1258-1279), haçvari dört eyvanlı ve köşe hücreli planı ile Selçuklu devri hamamlarının önemli örneklerindendir.
Orta Asya, Kuzey Hindistan, İran ve Mısır’da Türk-İslam Mimarisi
Soru: Tolunoğlu Mimarisini (868-905) temsil eden yapılar hangileridir?
Cevap: Tolunoğlu Ahmed, 870 yılında Mısır Fustat’da büyük meydanlı el Katayi şehrini kurmuş, burada bir hastane, su kemerleri, değirmen ve hamam yapılarıyla Tolunoğlu/Fustat Ulu Camii’ni (876-879) inşa ettirmiştir. Kareye yakın dikdörtgen biçimli bir alana oturan cami, sivri kemer sıralarıyla birbirinden ayrılan mihraba paralel beş sahın ve ortasında bir şadırvanın yer aldığı üç yandan ikişer revak sırasıyla çevrelenmiş büyük bir avludan oluşur.
Soru: Türk- İslam mimarisinde görülen şadırvan kavramını açıklayınız.
Cevap: Şadırvan: Cami avlularında yer alan, abdest almak için kullanılan çokgen ya da
konik çatıyla örtülü çevresi açık küçük çeşme yapılarına şadırvan denilmektedir.
Tolunoğlu/Fustat Ulu Camii’nin özgün şadırvanı 986 yılında yanmış, günümüze gelen kubbeli şadırvanı 1296 yılında Türk Memlükleri zamanında yapılmıştır.
Soru: Karahanlı Mimarisini (840-1212) temsil eden yapılar nelerdir?
Cevap: Karahanlıların ilk cami yapısı Buhara yakınlarında, Hazara kentinde inşa edilen merkezî birimli Hazar Degaron Camii (11.yy)’dir. Altı payenin taşıdığı, aynı çapta on iki kubbe ile örtülü Muğak Atari Camii (11.yy) ise plan kuruluşu açısından özellikle Osmanlı devri yapılarında görülen eş üniteli, çok kubbeli plan tipinin ilk uygulamalarındandır. Doğu ve batısından ard arda yerleştirilmiş ikişer tonozlu birim ile sınırlanan Talhatan Baba Camii (11.yy sonu-12.yy başı) mekâna hakim tromp geçişli kubbeyle örtülü mihrap önü bölümüyle dikkati çeker. Anadolu’da ilk olarak Artuklu camilerine örnek olmuştur. Kervansaray ve türbe yapılarının ilk uygulamalarının Karahanlı Dönemi’nde İran topraklarında ortaya çıktığı düşünülmektedir. Day Hatun Kervansarayı (11. yy sonu-12. yy başı) dört yönden revaklı açık avlulu ve dört eyvanlı plan şemasındadır. Merv-Amul yolundaki Akçakale Kervansarayı (11. yy sonu) iki avlulu revaklı planı ve ikinci avluda yer verilen kapalı mekânları ile Anadolu Selçukluların karma plan tipli kervansaraylarına öncülük eder. Özbekistan’da bulunan tuğladan inşa edilmiş, kare planlı, tromp geçişli kubbe örtülü Tim Arap Ata Türbesi (978) Karahanlıların bilinen en erken tarihli türbe yapısıdır.
Soru: Karahanlı mimarisinde ortaya çıkan türbe ve eyvan kavramları ne anlama gelmektedir?
Cevap: Türbe: Türk ve İslam dünyasında önemli bir kişinin mezarı üzerine inşa edilen genellikle kubbe örtülü anıtsal mezar yapılarına denilmektedir.
Eyvan: Üç yandan duvarla sınırlanmış, bir yönden büyük bir kemerle dışarıya ya da avluya açılan üzeri tonoz örtülü mekânlara denilmektedir.
Kervansaray ve türbe yapılarının ilk uygulamalarının Karahanlı Dönemi’nde İran topraklarında ortaya çıktığı düşünülmektedir. Kökenleri rıbat denilen sınır boylarındaki küçük tahkimatlara bağlanan, revaklı avluları bulunan bu Kervansaraylardan, Day Hatun Kervansarayı (11. yy sonu-12. yy başı) dört yönden revaklı açık avlulu ve dört eyvanlı plan şemasındadır.
Soru: Gazneli Mimarisinde (969-1186) görülen yapı tipleri nelerdir?
Cevap: Gazneli sanatının Türk sanatına en büyük katkısı saray mimarisinde ortaya çıkan biçim ve uygulamalardır. Leşker-i Bazar Sarayı ve Camii (11.yy) döneminin en önemli mimari örneklerindendir. Sultan Mahmut tarafından inşa edilen fakat günümüze ulaşmayan Leşkeri Bazar Sarayı (11. yy) ve Gazne Sultan III. Mesut Sarayı (1112) aynı plan şemasına sahiptir. Sultan Mahmut zamanında inşa edilen, Rıbat-ı Mahi (1019 1020) açık avlulu dört eyvanlı plan şeması ve köşelerdeki yuvarlak köşe kuleleri ile dikkat çeker. Çoğu günümüze gelemeyen Gazneli türbeleri arasında Sultan Mahmut Türbesi (11.yy) ile Aslan Cazib Türbesi (11.yy) sayılabilir.
Gazne Devleti’nin yıkılmasından sonra Hindistan’da Delhi Sultanlığı’nı kuran Kutbeddin Aybek, 1198-1199’da Delhi’de sütunlu Kutbü’l-İslam Camii ile yanındaki aşağıdan yukarıya doğru daralarak 73 m yüksekliğe ulaşan, dilimli gövdeli ve beş şerefeli Kutub Minar adıyla bilinen bir minare yaptırmıştır. Yalnız kırmızı kum taşı ve beyaz mermer malzemenin kullanıldığı bu yapılardan minare günümüze ulaşmıştır.
Soru: Büyük Selçuklu Mimarisinde (1040-1157) görülen İran’dan Anadolu’ya kadar uzanacak olan bir mimari biçimin başlangıcı olarak kabul edilen yapıyı ve özelliklerini açıklayınız.
Cevap: Cami mimarisinde büyük bir atılımın gerçekleştirildiği bu devirde tek mekânlı kubbeli camilerin yanı sıra mihrap önünün bir kubbe ile vurgulandığı, dört eyvanlı avlulu plan şemasına sahip çok destekli büyük camiler yapılmıştır. Melikşah zamanında inşa edilen Isfahan Mescidi Cuması (1072-1092)’nin, kare alt yapıya oturan kubbe örtülü mihrap önü bölümü bir eyvanla avluya açılmaktadır. Farklı dönemlerde gerçekleştirilen ekleme
ve onarımlarla dört eyvanlı büyük bir yapıya dönüştürülen caminin, dıştan hafifçe
sivriltilmiş tromp geçişli, tuğla örgülü mihrap önü kubbesi, İran’dan Anadolu’ya kadar uzanacak olan bir mimari biçimin başlangıcı olarak kabul edilmektedir.
Mihrap önünde bulunan kubbesi, dört eyvanlı revaklı avlusu ile bütün bu yenilikleri tek
bir yapı içerisinde toplayan Zevvare Mescidi Cuması (1135) ise Büyük Selçukluların eyvanlı cami tipinin en gelişmiş örneğidir.
Soru: Anıtsal cami, medrese ve kervansaray yapılarının yanı sıra Büyük Selçuklu mimarisinin en önemli yapı türlerinden olan kümbet nedir ve önemli örnekleri hangileridir?
Cevap: Kümbet: Genel bir tanımlama ile kare veya çokgen gövde yapısına sahip, üzeri tonoz, kubbe ya da düz çatı ile örtülen mezar yapılarına türbe; büyük çoğunluğu çokgen gövde yapısına ve ikinci bir bodrum katına (mumyalık) sahip, birinci katlarının üzeri içten kubbe dıştan konik külah ile örtülü anıt mezar yapılarına kümbet denilmektedir. En erken tarihli kümbetler, Tuğrul Bey zamanından kalmadır. Tuğladan inşa edilmiş daire planlı Damgan Kırk Kızlar Kümbeti (1050), sekizgen planlı Kümbeti Ali (1056), yivli gövdeli Doğu Radkan (13.yy) ve Kişmar (13.yy) kümbetleri önemli örneklerdir.
Soru: Türk Memlükleri Mimarisinde görülen (1250-1382) kasır ve maristan kavramları ne anlama gelmektedir?
Cevap: Kasır: Genellikle kent dışlarında inşa edilen hükümdarlara ait yüksek duvar ve burçlarla tahkim edilmiş korunaklı şato benzeri yapılara denilmektedir.
Maristan: İslam ülkelerinde hastane yapılarına maristan denilmektedir.
Sultan Baybars İskenderiye’de 19. yüzyıla kadar ayakta olan Kasr ül-Ümeyr adlı bir kasır yaptırmıştır.
Soru: Babürlü Mimarisinin (1526-1858) en önemli eseri hangisidir?
Cevap: Hindistan’daki Babürlü mimarisinde Selçuklu, Timurlu ve Hint etkileri görülür. Şah Cihan’ın genç yaşta ölen karısı için yaptırmış olduğu, Agra’daki Tac Mahal (1632 54), 1983 yılında Dünya Kültür Mirası Listesi’ne girmiş çok tanınan tümüyle beyaz mermerle kaplanmış bir mezar anıtıdır.
Osmanlı ve Cumhuriyet Dönemi Mimarisi
Soru: Osmanlı mimarisinin ilk dönemlerinde ortaya çıkan bir diğer önemli yapı tipi olan zaviyeli caminin özellikleri ve örnekleri hangileridir?
Cevap: Zaviyeli cami: Kuruluş yılları ile birlikte önemli örnekleri görülen bu yapı tipi, belirgin bir gelişim çizgisi içerisinde klasik döneme kadar inşa edilmiş, klasik dönemin ortalarından itibaren inşa edilmez olmuştur. İlk örneklerinden itibaren sofa olarak adlandırılan ve
çoğunlukla kubbe örtülü bir orta bölümü ve bu bölümün güneyinde yer alan bir mescit
bölümünden oluşurlar. Bu iki bölümün doğu ve batı yanlarında tabhane odaları olarak adlandırılan ikişer yan mekân bulunur. Tabhane odalarının kesin işlevleri bilinmemekle birlikte misafirhane ve toplantı salonu olarak kullanıldıkları düşünülmektedir. Osmanlı mimarisinin ilk dönemlerinde ortaya çıkan önemli yapı tipi olan zaviyeli cami, ters T planlı ya da imaret olarak adlandırılan çok işlevli cami yapılardır. Benzer planlı İznik Orhangazi İmareti (1325) ile Bilecik Orhangazi İmareti (14. yy) bu tipin ilk; Çelebi Mehmet zamanında külliye olarak inşa edilen Bursa Yeşil Camii, en gelişmiş örneğidir.
Soru: Osmanlı mimarisinde görülen baldaken ne anlama gelmektedir?
Cevap: Baldaken: Kare ya da çokgen biçimli bir alanın köşelerinde bulunan sütun ya da payelerle taşınan dışarıya açık kemerle oluşturulmuş, üstü piramidal çatı ya da kubbe örtülü yapılara denilmektedir. Osmanlı türbeleri tek katlı ve çoğunlukla çokgen planlı ve dıştan kiremit kaplı kubbe örtülüdür. Erken dönemde dört ayak üzerine oturan kemerlerle taşınan kubbe örtülü, yanları açık baldaken tipli türbelerin yanı sıra eyvanlı türbeler de inşa edilmiştir.
Soru: Geç Dönem (1718-1923) Osmanlı mimarisinin saray yapıları hangileridir?
Cevap: Geç devir saraylarından bölge valisi İshak Paşa’nın Doğubeyazıt’ta inşa ettirdiği,
İstanbul’dan gelen Rokoko etkileri ile Selçuklu mimari üslubunun uygulandığı İshak Paşa Sarayı (1784) 360 odası, mutfak, cami, asker koğuşları, harem dairesi ve avluları ile dikkati çeker. Sultan Abdülmecid’in, Karabet ve Nikolas Balyan adlı iki mimara yaptırdığı Dolmabahçe Sarayı (1853), Sultan Abdülaziz’in 1865 yılında yaptırdığı Beylerbeyi Sarayı (1865), Sarkis Balyan’a yaptırılan Çırağan Sarayı (1871) ve II. Abdülhamit’in Yıldız Sarayı’na eklettiği köşkler 19. yüzyılda İstanbul’da inşa edilen Avrupa tarzındaki saray yapılarını oluştururlar.
Resim-Heykel ve El Sanatları
Soru: 1914 ve kuşağının ardından Batı resminde görülen çeşitli akımların Türk sanatına girmesiyle eserleriyle Türk resim tarihinde yerlerini alan önemli sanatçılar hangileridir?
Cevap: 1914 kuşağının ardından, 1928 yılında kurulan Müstakil Ressamlar ve Heykeltıraşlar
Birliği ile Ekspresyonizm, Kübizm ve Konstrüktivizm gibi Batı resminde görülen çeşitli akımlar Türk Resim sanatına girer. Bu dönemle birlikte Turgut Zaim (1906- 1974), Zeki Kocamemi (1902-1959), Nuri İyem (1915-2005), Nurullah Berk (1906-1982), Abidin Dino (1913-1993), Neşet Günal (1923- 2002), Bedri Rahmi Eyupoğlu (1911-1975) gibi önemli sanatçılar Türk Resim tarihinde yerlerini alırlar.
İslamiyet’in Kabulünden Önceki Türk Mimarisi
Soru: İslamiyet’in kabulünden önce Hun Mimarisine (MÖ 244-MS 216) ait bilinen en erken tarihli veriler nelerdir?
Cevap: Minusinsk’de kaya üzerine çizilmiş MÖ 7. yüzyıla tarihlenen dört yöne kırma çatılı, ağaç kütüklerinden yapılmış ev ve yurt tipi çadır tasvirleri bilinen en erken tarihli verilerdir. Yurt tipi çadır: Ahşap konstrüksiyonlu, yuvarlak gövdeli, konik külah biçiminde sonlanan tepesinde dumanın dışarıya çıkacağı bir deliğin yer aldığı, üzeri kalın keçelerle kaplanan, kolay sökülüp kurulabilen, Anadolu’da topak ev olarak da adlandırılan çadırlara denilmektedir.
Soru: Genel olarak Hun Mimarisini neler temsil etmektedir ve özellikleri nelerdir?
Cevap: Genel olarak Hun mimarisini, çadırlar ve mezarlarının bulunduğu Karakol, Şibe, Katanda, Başadar, Berel, Pazırık, NoinUla, Altun-Yış, Moğalistan ve Kazakistan’da bulunan kurganlar temsil etmektedir. Kurgan: Dış görünüşü ile tümülüsleri çağrıştıran üzerleri yığma toprak ve taşlarla örtülü mezarlara kurgan denilmektedir. Arkeolojik kazılarla gün yüzüne çıkarılan Hun kurganlarından, Hunların çoğunlukla at, kişisel eşya ve silahları ile birlikte gömüldükleri anlaşılmıştır. Toprak altında kalan mezar odası bir ya da birkaç odadan oluşabilmektedir. Ahşaptan oyma bir sandukanın içerisine yerleştirilen mumyalanmış cesedin konulduğu mezar odalarının duvar, tavan ve tabanları ağaç kütüklerle oluşturulmakta bu kütükler çoğunlukla halı veya keçeyle kaplanmaktadır. Sunulan ölü hediyeleri, mezar odasının ya da bir başka odanın içerisine, at cesetleri mezar odasının dışına veya üzerine yerleştirilmekte, en son olarak da üzerlerine taş ve toprak yığılarak burada bir tepe oluşturulmaktadır.
Soru: Göktürk Mimarisini (522-744) temsil eden yapılar ve bu yapıların en ünlüleri hangileridir?
Cevap: Göktürk Mimarisi (522-744): Göktürkler kurgan yapımını devam ettirmiş ve
hükümdarları için mezar külliyeleri inşa etmişlerdir. Külliye: İşlevleri bir birini tamamlayan, benzer üslup özellikleri taşıyan ve bir yapıyı merkez alan yapı
topluluklarına denilmektedir. Ölen hükümdar veya kahramanın anısını yâd etmek için yapılan bu anıtlara Orhun ve Yenisey Irmakları arasındaki bölgede rastlanmaktadır. En ünlüleri Kültigin (732) ve Bilge Kağan (735) ile vezir Tonyukuk (725)’a ait mezar külliyeleridir.
Soru: Uygur Mimarisini (745-840) temsil eden yapılar ve özellikleri nelerdir?
Cevap: Uygurlar Balık veya Ordu Balık adı verilen surlarla çevrili şehir ve kaleler kurmuşlardır. Çin ve İran etkilerinin görüldüğü Uygur tapınakları genellikle dikdörtgen biçimli büyük alanlara oturan yapılar topluluğundan oluşurlar. Bu tapınaklarda bir iç avlu etrafında çoğu rahiplere tahsis edilen çeşitli işlevlere sahip mekânlar yer alır. Mekânların bazılarında Buda heykelleri bulunur. Uygur konutlarının avlulu ve kiremit kaplı kırma çatılı oldukları düşünülmektedir.
Ünite 7
15.-19. Yüzyıllar Arasında Avrupa Sanatı
Soru: Rönesans kavramı ilk kez kim tarafından kullanılmıştır?
Cevap: Rönesans Antik Çağ kültür ve sanat ortamının etkisi altında İtalya’da doğmuştur. Rönesans kavramı, ilk kez araştırmaları ve kuramları nedeniyle sanat tarihinin kavramsal olarak babası sayılan ressam ve mimar Giorgio Vasari (1511-1574) tarafından Antik Çağ felsefe ve düşüncesi ile kültür ve sanatının yeniden doğuşu anlamında kullanılmıştır.
Soru: İtalya’da Rönesans sanatı hangi ana dönemler altında değerlendirilir?
Cevap: İspanya, Fransa, Flandr (Belçika, Hollanda) Almanya, İngiltere ve Doğu Avrupa’da; mimarlık, heykel, resim sanatında etkili olacak olan Rönesans sanatının doğuş coğrafyası İtalya’dır. İtalya’da Rönesans sanatı; 1-Trancento (14. yy), 2-Quatrancento (15. yy) ve 3-Cinquecento (16. yy) olmak üzere üç ana başlık altında değerlendirilmektedir.
Soru: Leonardo Da Vinci, Michelangelo ve Raphaello gibi önemli İtalyan sanatçılar Rönesansın hangi döneminde yetişmişlerdir?
Cevap: Rönesansın 16. yüzyıla denk gelen dönemi Cinquecento, Klasik Rönesans dönemi olarak adlandırılır ve 16. yüzyıl İtalya’sının en önemli sanatçılarından Leonardo Da Vinci, Michelangelo ve Raphaello teknik geliştirme, doğa etütleri, anatomik araştırmaları ile dikkat çeken Floransa okulundan yetişmişlerdir.
Soru: İyon sütun başlığının iki yanında yer alan spiral biçimli kıvrımlara verilen isim nedir?
Cevap: İyon sütun başlığının iki yanında yer alan spiral biçimli kıvrımlara volüt adı verilir.
Soru: Eserlerinde hava perspektifi, biçim-hacim, anatomi üzerinde araştırmalar yapmış ve resme mimari perspektif kavramını yerleştirmiş olan sanatçı kimdir?
Cevap: Masaccio, eserlerinde hava perspektifi (sfu-mato), biçim-hacim ve anatomi üzerinde araştırmalar yapmış; resme mimari perspektif kavramını yerleştirmiştir. Vergi isimli eserinde uyguladığı mimari fon ile resme perspektif kazandırmış ve giysilerle insan bedenlerinde hacim duygusu yaratmıştır.
Soru: Palladian üsluplu mimari yapıların temel özellikleri nelerdir?
Cevap: Geç devirde Rönesans mimarisine bir yandan, Rönesans akımına anlam ve biçem olarak karşı olan Maniyerist akımın özellikleri girerken, diğer yandan mimar Andrea Palladio (1508-1580) Erken Rönesans’ın kübik hacim, yalın cephe hatlarını kullanmaya devam etmekteydi. Venedik ve Vicenza’da inşa ettiği villalarda ve Teatro Olimpico’da Antik Çağ’ın mimari karakterini yansıtan kolonlar, hemen hepsinde tapınak cepheli girişler yer alır. Mimarının adından türetilerek Palladian üsluplu olarak tanımlanan bu yapıların en dikkati çekeni, kubbe örtülü Villa Rotonda (Villa Capra)’dır. Planı 1550’de oluşturulan yapının dört yöne açılan anıtsal girişli cepheleri Antik Çağ mimarisinin yeniden yorumlanmasının örneğidir.
Soru: Stiacciato tekniğinin yaratıcısı olan sanatçı kimdir?
Cevap: Eserlere derinlik katması açısından önemli olan çok alçak kabartma tekniği olan “stiacciato”nun yaratıcısı dönemin ünlü heykeltıraşlarından Donatello’dur. Davut (Bargello) heykelinde, eski Yunan heykellerinin S kıvrımlı duruş pozisyonu doğal haliyle yansıtan Rönesans’ın ilk çıplak bedenini yansıtmıştır.
Soru: 16. yüzyıl ortalarından itibaren mimari, resim ve heykelde kendi özelliklerini ortaya koyan ve Rönesans’ın klasik kalıplarının dışında eserlerin verilmeye başlandığı, antihümanist klasizm karşıtı olarak tanımlanan akım hangisidir?
Cevap: 16. yüzyılda Rönesans akımına anlam ve biçem olarak karşı, antihümanist klasizm karşıtı olarak tanımlanan maniyerizm gelişir. Vasari tarafından maniera kelimesi üs- lup anlamı ile eş değer görülmüştür. Yüzyılın sonunda büyük Rönesans sanatçılarının kopyaları, taklit eserleri anlamında kullanılır. Maniyerizm aynı zamanda ilk kez 16. yüzyılda Vasari tarafından Raphaello, Leonardo da Vinci ve Michelangelo’nun sanatına uymak, benzemek anlamında da kullanılmıştır. Yüksek Rönesans’ın üç büyük ustasının (Leonardo, Raphaello, Michelangelo), eserlerinde vardıkları en üst düzeydeki ifadenin aşılamayacağı fikrini de ortaya koyar. Maniyerizm 16. yüzyıl ortalarından itibaren mimari, resim ve heykelde kendi özelliklerini yaratan ve ortaya koyan, Rönesans’ın klasik kalıplarının dışında eserler veren yepyeni bir akım olarak tanımlanacaktır. Floransa’da doğan ve olgunlaşan Maniyerist akım öncellikle heykel ve mimarlıkta varlık gösterir ardından Orta İtalya ve Avrupa’da kabul görür. Fransa’da Fontainebleau okulu Maniyerist akımın gelişmesinde katkısı olan önemli bir sanat okuludur.
Soru: 1730-1780 yılları arasında başta Fransa olmak üzere Avrupa ülkelerinde etkisini gösteren, detaycı niteliklerle eserleri dekoratif anlamda biçimlendiren bir tarz olarak nitelendirilebilecek üslup hangisidir?
Cevap: Rokoko, Fransızcadaki rocaille kelimesinden türeyen ve 1730-1780 yılları arasında başta Fransa olmak üzere Avrupa ülkelerinde etkisini gösteren bir üsluptur. Barok üsluba bağlı olarak gelişen, iç dekorasyon ve süslemelerde izlenebilen, detaycı niteliklerle eserleri dekoratif anlamda biçimlendiren bir tarz olarak tanımlanabilen, Rokoko’yu pek çok araştırmacı bir üslup olarak değerlendirmez.
8.-19. Yüzyıllar Arasında Avrupa Sanatı
Soru: Avrupa sanatının Karolenj Döneminden günümüze kalabilen ve o dönemin mimari yapısını gösteren en önemli yapı hangisidir?
Cevap: Karolenj Dönemi’nden günümüze gelebilen en önemli yapı Charlemagne’nın, mimar Otto von Metz’e yaptırdığı merkezî planlı Aachen Şapeli (792-805)’dir. Şapelin dilimli kubbeli, üst üste üç kemer katı yüksekliğindeki sekizgen planlı merkezî bölümünü dıştan on altı cepheli her biri tonoz örtülü iki katlı bir galeri çevreler. Plan olarak Ravenna’daki San Vitale Kilisesi’ne benzeyen yapıda, Roma ve Bizans mimarisinin özellikleri, yeni bir estetik anlayışla sentezlenerek uygulanmıştır. Batı cephesine, girişin iki yanına birer kulenin yerleştirilmesi yeniliktir. Çift kuleli bu uygulama, daha sonra Romanesk ve Gotik kiliselerde de devam ettirilmiştir.
Soru: Bir yandan Karolenj kültürü ve Hristiyan Roma mirası sahiplenilirken diğer yandan Germen kimliğinden kopmamaya çalışılan ve 936-1024 yılları arasını kapsayan dönemin sanatı ne olarak adlandırılmaktadır?
Cevap: Kutsal-Roma Germen İmparatorluğu’nun başına I. Otto’nun geçmesiyle Avrupa’da Otto Dönemi başlamıştır. I. Otto kendini Batı Roma İmparatorluğu’nun devamı saymış, imparator olur olmaz Papalık Devleti’ni resmen tanımış ve kendisini kilisenin koruyucusu ilan etmiş ve Krallık güçlenmeye başlamıştır. Bir yandan Karolenj kültürü ve Hristiyan Roma mirası sahiplenilirken diğer yandan Germen kimliğinden kopmamaya çalışılan, 936-1024 yılları arasını (I. Otto, II. Otto ve III. Otto devirleri) kapsayan bu dönemin sanatı, Avrupa’da Erken Romanesk, Almanya’da ise Otto sanatı olarak bilinmekte ve İmparator Otto adıyla Otto Rönesansı olarak adlandırılmaktadır.
Soru: Manastırların Sciptorium olarak adlandırılan bölümleri hangi sanat türünün yürütüldüğü alanlardır?
Cevap: Manastırlarda el yazmalarının yazıldığı ve kopya edildiği bölüme sciptorium adı verilir. Resimli el yazmalarının minyatürleri ve imparator resimleri bu dönemin resim sanatı hakkında bilgi verirler. En önemli üretim merkezleri ise Corvey ve Hildesheim Manastırlarının sciptoriumlarıdır.
Soru: Romanesk döneme ait resimler çoklukla hangi amaca yönelik olarak yapılmıştır?
Cevap: Günümüze ulaşan Romanesk resim sanatı örnekleri oldukça azdır. Örneklerin büyük bölümünü freskler, minyatürler ve ikonalar oluşturur. Romanesk üslupta resimler, süslemeden ziyade öğretici amaçla yapılmıştır. Öğretici rol üstlenen simgesel ögelerle zenginleştirilmiş bu resimlerde basit ve çizgisel bir anlatım dili kullanılmıştır. Tevrat ve İncil hikâyelerinden alınmış dinî konular işlenmiş, İsa, Meryem ve azizlerin yaşamları, dinî bayramlar, ahlaki öyküler anlatılmıştır. Figürler genellikle gerçeklikten uzak ancak anlatım olarak son derece zengindir. Bir resim asla tesadüfi bir şekilde yerleştirilmemiştir. Her zaman renk uyumu, çizgi ve figür ile fon uyumu gözetilmiştir.
Soru: Kilise camlarının vitraylarla süslenmeye başlaması ilk kez hangi dönemde gerçekleşmiştir?
Cevap:
Karolenj ve Otto Dönemleriinde temellerii atılan Romanesk üslubun örneklerii 9. ve 12. yüzyıllar arasında görülmüştür. Klasik örnekleri 11. ve 12. yüzyıl sonu arasında veriilen bu üslup, 12. yüzyıldan iitiibaren Gotiik üslup iiçinde eriiyerek ortadan kaybolmuştur. İlk kez bu dönemde kilise camları vitraylarla süslenmeye başlamış, vitray uygulaması daha sonra Gotik kilise dekorasyonunun temelini oluşturmuştur.
Soru: 12. yüzyılın ikinci yarısında Fransa’da ortaya çıkmış ve buradan yayılarak 15. yüzyıla kadar tüm Avrupa’da etkisini göstermiş olan sanat üslubu hangisidir?
Cevap: Orta Çağ Avrupa sanatının en önemli üsluplarından olan Gotik üslup, siyasal değişimlerin ve ulusal devlet bilincinin yaşandığı 12. yüzyılın ikinci yarısında Fransa’da ortaya çıkmış ve buradan yayılarak 15. yüzyıla kadar tüm Avrupa’da etkisini göstermiştir. Fransa ve Avrupa’da, bu üsluptaki eserlere Opus francigenum- Fransız işi denilmiştir.
Soru: Gotik üsluptaki kiliseleri temel özellikleri nelerdir?
Cevap: Gotik kiliseler genellikle üç ya da beş nefli transeptli bazilikal planlı olarak yapılmışlardır. Apsis arkasında çevre koridoru, ışınsal şapeller, batı cephede ve transept girişlerinde kule, rozas pencere, kilise duvarları ve alınlıklarına kabartma ve heykeller, pencerelere vitray yapılması üslubun önemli özellikleri arasında bulunur. Gotik kiliselerde transept ve nef arasındaki ayırıcı bölmeler kaldırılarak bu bölümler birbiriyle bağlanmıştır. Gotik katedrallerde boyutlar yükseldikçe örtü sistemini desteklemek için uçan payandalar yapılmıştır. Payandaların taşıyıcı görevini üstlenen cepheleri rahatlatmasıyla daha büyük pencere ve kapı açıklıkları yapılabilmiş bu da pencerelerin vitraylarla kapatılarak süslenmesini sağlanmıştır.
Soru: Ana nef tonozunun ağırlığını azaltarak zemine indirmeyi amaçlayan destek sistemi olan uçan payanda ilke kez hangi yapıda kullanılmıştır?
Cevap: Gotik katedrallerde boyutlar yükseldikçe örtü sistemini desteklemek için uçan payandalar yapılmıştır. Payandaların taşıyıcı görevini üstlenen cepheleri rahatlatmasıyla daha büyük pencere ve kapı açıklıkları yapılabilmiş bu da pencerelerin vitraylarla (renkli cam işçiliği) kapatılarak süslenmesini sağlanmıştır. Fransa’daki Chartres Katedrali Gotik üslubun en ünlü yapılarındandır ve uçan payanda ilk kez bu yapıda kullanılmıştır.
Soru: Gotik dönemde resim sanatını şekillendiren unsur ne olmuştur?
Cevap: Gotik sanatta resim mimariye bağımlı bir şekilde gelişmiştir. Kiliselerin cephelerinin pencere ve kapı boşluklarıyla dolu olması resim yapılacak yerleri azalttığından bu dönemde resim denince akla vitray gelmektedir. Katedralleri ve kiliseleri süslemek için yapılan vitraylarda daha çok dinî konular işlenmiştir.
Soru: Gotik dönemde resim sanatının İtalya’daki gelişimi hangi yönüyle diğer ülkelerden ayrılmaktadır?
Cevap: 13. yüzyıl İtalyan sanatı diğer ülkelerden oldukça farklı gelişmiştir. İtalyanlar resim alanında da Romanesk üslupta olduğu gibi Bizans ve Roma geleneklerinden vazgeçememişlerdir. Bu nedenle, gotik dönemde diğer ülkelerde resim denince akla ilk gelen çalışma olan vitray, İtalyan kiliselerinin süslemesinde pek kullanılmamış, daha çok Bizans’tan beri kullanılagelen dinsel konulu ikonaların yapımı sürdürülmüştür.
Barok Sanat
Soru: Barok mimarinin temel ilkeleri nelerdir?
Cevap: Asimetrik oval planlı tasarımlar, yüzeylerde ışık-gölge oyunları, iç-dış bükey formlar, süslü cephe düzenleri, Barok mimarlıkta temel ilkelerdir. Barok mimaride tüm yapı cephesini kavisli dalgalı figürlerle doldurmak yaratılan heykel düzenlerine mimari işlevlerin yüklenmesi ve yapının bütün bir heykel kompozisyonu gibi ele alınması önemli özelliklerdir. Giacomo Barozzi da Vignola’nın 1568 yılında inşasına başladığı Il Gesu Kilisesi Barok mimarlığın öncüsü sayılır. San Pietro’dan sonra Roma’nın en önemli kilisesi olan yapı, merkezî kubbesi ve Latin haçlı planın yanı sıra tek nefin sağ ve soluna şapellerin sıralanması ile farklılık gösterir. Il. Vignola’nın ölümü üzerine Gesu Kilisesi’nin kıvrımlı köşe destekleri, hareketli, ışık ve gölge oyunları bulunan ön cephesini Giacomo della Paita (1573-1577) tamamlamıştır.
Ünite 8
19. Yüzyıl Sanat Akımları
Soru: Barok ve rokoko sanatlarına karşı bir tepki olarak ortaya çıkan sanat akımı hangisidir?
Cevap: Neoklasisizm
Soru: Neoklasisizm’in özellikleri, eser ve sanatçıları hakkında bilgi veriniz?
Cevap: Yunan ve Roma Dönemi eserlerindeki estetik kuralları canlandırılarak, Avrupa sanatına yeniden hakim olmasını sağlamıştır. Neoklasisizm yazarlar ve kuramcılar tarafından yaratılan ve akademik bir dil olarak kabul gören ilk sanat üslubudur. Fransız Devrimi’nin güçlü taraftarı ressam Jacques-Louis David akımın en önemli temsilcisidir. Önemli eserleri arasında Horacelar’ın Yemini ve Marat’ın Ölümü sayılabilir. Büyük Odalık, Haussonville Kontesi ve Türk Hamamı gibi eserleriyle tanınan David’in öğrencisi Jean Auguste Dominique Ingres, Vincenzo Camuccini, Benjamin West, Felice Giani, heykeltraş Bertel Thorvaldsen ve Antonio Canova akımın diğer sanatçılarıdır.
Soru: Neoklasisizm’e tepki olarak doğan akım hangisidir, ressamları kimlerdir?
Cevap: Romantizm; Akademik çevrelerin desteklediği neoklasisizmin soğukkanlılığına karşı, bireysel coşkuyu ön plana çıkaran bu akımın başlıca özellikleri; akıldışıcılık, duygusallık, heyecan, içgüdü, öznellik, sezgi ve ifade özgürlüğü, yalnızlık, doğa ile insanın gerilimi ya da uyumu olarak özetlenebilir.Doğanın, resim sanatının asıl konusu olması Alexander Cozens’in manzara resimleriyle başlamış, Paul Sandby, John Crome, Thomas Girtin’in resimleriyle devam etmiştir. John Constable ve William Turner’ın yapıtlarındaysa noktasına ulaşmıştır. Fransız temsilcileri ise Theodore Gericault ve Eugene Delacroix’tir.
Soru: Eugene Delacroix’in sanat anlayışı nasıldır?
Cevap: Romantik sanatçılardan Delacroix’ya göre sanatta bir tek doğru değil doğrular vardır. Akademik çizim biçimlerin hapishanesidir, renk çizimden daha önemlidir ve kompozisyondaki devinim ve duygu yoğunluğu için çizimden vazgeçilebilir. Dante, Shakespeare ve Lord Byron gibi romantik yazarlardan etkilenen sanatçı, resimlerinde
edebi konuların yanı sıra tarihî ve güncel olaylarla Batı dışındaki toplumların yaşam biçimi ve inançlarını da işlemiştir.
Soru: Oryantalizm’in özellikleri ve sanatçıları hakkında bilgi veriniz?
Cevap: 1798’de Napoleon’un Mısır Seferi’yle başlayan ve 1914’te I Dünya Savaşı’yla son bulan oryantalist resim akımı, aslında belirli bir okul oluşturmaz. Bu resimler birbirlerine üslup yönünden çok, tematik bakımından bağlıdır. Oryantalist ressamlar harem, Doğu’nun kadınları ve yaşantısı gibi Batı toplumu için ilgi uyandıran konuları işlemişlerdir. Bu akımın en önde gelen sanatçıları arasında John Frederick Lewis, Jean Leon Gerome, Thomas Allom, Fausto Zonaro, Türkiye’den Osman Hamdi Bey sayılabilir.
Soru: Barbizon okulu nedir?
Cevap: Barbizon Okulu: Bu grubun sanatçıları konularını yakınlarındaki Fontainebleau Ormanı ve çevresinden almış ve doğada açık havada çalışma geleneğini başlatmışlardır. Böylece taslak ile bitmiş tablo ayırımını kaldırmak, gözlemlere bağlı kalmak, atmosfer ve ışık etkilerine önem vermek suretiyle boyayı daha özgürce kullandıkları eserler gerçekleştirmişlerdir. Doğaya hayran ve tutkun bu gözlemci sanatçılar realizme ve sonrasında empresyonizme yönelmişlerdir.
Soru: Realizm konu olarak neyi ele alır, önemli sanatçıları kimlerdir?
Cevap: Klasik ve romantik akımlardan farklı olarak realizm şimdiki anı yüceltmiş, gerçek dünyanın dikkatli bir gözlemle, doğru, nesnel ve tarafsız betimlenmesini amaçlamıştır. Bu akımla edebi ve dinsel konuların yerini iş ve işçilik temaları almıştır. Realizmin önde gelen sanatçıları Gustave Courbet, Constantin Meunier, Wilhelm Leibl, Honore Daumier ve Jean François Millet’dir.
Soru: Yaptığı resimle bir nevi realizmin manifestosunu ilan eden ressam kimdir?
Cevap: Courbet’nin 1850 yılında yaptığı Taş Kırıcıları realizmin kurallarının görüldüğü ilk örnektir. Sanatçı, Ornans’da Cenaze, Günaydın Bay Courbet gibi tablolarında da aynı tarzını devam ettirerek bir nevi realist manifestoyu ilan etmiştir.
Soru: Pre-Raphaelite (Ön-Raffaelloculuk) hakkında bilgi veriniz?
Cevap: Dante Gabriel Rossetti, John Everett Millais ve Holman Hunt tarafından başlatılmıştır. Yüksek Rönesans Dönemi’nin önde gelen ismi Rafael’den ve diğer geç Rönesans Dönemi ressamlarından etkilenen sanatçılar, yaşadıkları zamanın egemen sanat anlayışına, bayat ve katı olarak nitelendirdikleri akademi geleneğine karşı çıkmışlardır
Soru: Realizmin İspanyol en önemli ismi kimdir?
Cevap: Goya 1808’de Napolyon’un ordularının İspanya’ya girmesinin ardından buradaki Fransız vahşetini yansıtan bir dizi resim yapmıştır. Bunların en iyi bilineni Madrid’deki ayaklanmanın ardından Fransızlar tarafından kurşuna dizilen bir grup insanın betimlendiği Üç Mayıs 1808 adlı tablodur.
Soru: Ön-Raffaellocu grubun amacı nedir?
Cevap: Grubun amacı; ciddi, önemli, anlamlı konuları betimlemek ve doğadan ya da yaşamdan aldıkları konuları tüm gerçekçiliğiyle vermek olmuştur. Başlangıçta konularını tarih ve dinî konulardan seçen sanatçılar, doğayı inceleyerek doğal gerçekçiliği, güzel olanı yakalamak istemişlerdir. Ön-Rafaellocu ressamların en etkileyici özelliklerinden biri tablolarındaki aydınlıktır. Bu aydınlığa ulaşmak için önce tuvallerini beyaz, ıslak boyayla kaplıyor, ardından boya kurumadan resmi yapmaya başlayarak daha önceleri pek görülmeyen bir aydınlık elde ediyorlardı.
Soru: Empresyonizm’in ana konusu nedir, sanatçı ve eserlerine örnek veriniz?
Cevap: Empresyonist sanatçıların amacı her türlü ön yargıyı bir yana bırakarak doğayı gözlemlemek ve nesnelerin güneş ışığı ile birlikte değişen anlarını ışık ve renk kullanarak yakalamaktır. Fotoğraf ve ışık üzerine yapılan keşiflerden de etkilenen sanatçılar anı yakalamak için fırçalarını çok hızlı kullanmak, ayrıntılarda boğulmak yerine görünümün bütünüyle ilgilenmişlerdir.1874-1886 yılları arasında yedi sergi açan empresyonistler arasında Auguste Renoir, Camille Pisarro, Alfred Sisley, Edgar Degas, Berthe Morisot ve Paul Cézanne yer almıştır. Empresyonistlerden genel olarak farklı bir anlayışa sahip olmakla beraber onlara öncülük etmiş olan Edouard Manet’nin Kırda Öğle Yemeği adlı resmi söz konusu serginin en çarpıcı eseridir.
Soru: Neo Empresyonizm (Yeni İzlenimcilik) ile hangi yeni teknikler ortaya çıkmıştır?
Cevap: Ressam Georges Seurat, empresyonizm ve renk üzerine yapılmış bilimsel çalışmaların etkisiyle divizyonizm, noktacılık ya da puantizm denilen bir teknik geliştirmiştir. Paul Signac, Camille Pisarro, Henry Edmund Cross bu teknikte çalışmış diğer sanatçılardır.
Soru: Post Empresyonist sanatçılardan Cezanne ve Gaugin hakkında bilgi veriniz?
Cevap: Cézanne: Kuramcı yönüyle öne çıkan Cézanne, resimde aradığı özelliklere yalnız zihinsel yöntemlerle değil aynı zamanda doğaya bakarak ulaşılacağına inanmıştır. Sanatı, saf biçimlerle, doğadaki nesnelerin bize görünen biçimleri arasında bir denge olarak tanımlamıştır. Ona göre doğa taklit edilemez ancak doğadaki imgeler biçimsel bir kuramdan geçirilerek soyut bir düzenlemeye dönüştürülür.
Gaugin: Sadece gözlemlediklerini yapan empresyonistleri, düşünceyi resimden uzaklaştırmakla eleştirmiştir. Gauguin’e göre sanatçı izlenimlerinin bir sentezini yapmalı ve doğayı kopyalamak yerine resimde dekoratif ögelere de yer açmalıdır.
Soru: Sembolizm akımının amaçladığı şey nedir?
Cevap: Sembolizm olarak ortaya çıkan anlayışı benimseyen sanatçılara göre gerçek sadece fiziksel olanla sınırlı değildir, düşünceyi de içermektedir. Hugo Simberg William Blake, Gustave Dore, Philipp Otto Runge ve Pre-Raphaelist sanatçılar sembolizmin öncüleri arasında yer alırlar. Gustave Klimt, Odilon Redon ve Giovanni Segantini akımın önde gelen diğer temsilcilerindendirler. Sembolist sanatçıların sözcüsü Gustave Moreau, sembolizmin ana kuralını ‘sanatta sadece irade ile bir şey yaratılmaz, güzellik ancak bilinçaltına teslim olmak ve düşüncenin üstünlüğüyle yaratılabilir’ şeklinde özetlemiştir.
Soru: Fovist sanatçılar kimlerdir, resim anlayışları nasıldır?
Cevap: 1900’lerin başında Henry Matisse öncülüğünde Fransa’da geliştirilen bu akımın temsilcileri arasında Andre Derain, Maurice de Vlaminck, Henry Charles Manguin, Georges Rouault, Marquete ve Dufy sayılabilir. Tuval üzerine doğrudan sürdükleri doğal olmayan renkleri, bozuk perspektifleri ve kaba teknikleriyle izleyenleri şaşırtmışlardır. Kalın dış çizgilerin belirlediği figürleri, kaba fırça vuruşları, parlak, canlı ve karşıt renkleri kullanarak geniş alanlar hâlinde boyamışlardır.
Soru: “Çığlık” adlı tablo kime aittir, hangi sanat akımı altında incelenmelidir?
Cevap: Norveçli Ressam Edward Munch’a aittir. Dışavurumculuk veya anlatımcılık olarak da adlandırılan ekspresyonizm akımı altında ele alınır.
Soru: Almanya’da genç kuşağın bir önceki kuşağa tepkisi olarak ortaya çıkan Alman dışavurumculuğu kaça ayrılmıştır, bilgi veriniz?
Cevap: Alman dışavurumculuğu iki farklı grup olarak belirir: Birincisi 1905 yılında Dresden’de kurulan Die Brücke (Köprü) grubudur. İkinci grup, Münih’te kurulmuş olan Der Blaue Reiter (Mavi Süvari)’dır.
Die Brück: Topluluğa daha sonra Emile Nolde, Max Pechstein ve Otto Mueller de katılmıştır. 1913 yılında dağılan grup, 1906 yılında yayımlanan programında sanat alanındaki tüm ilericileri güçlerini birleştirmeye ve ortaya yenilikçi bir sanat koymaya çağırmıştır.
Der Blaue Reiter: Grubun bu adı seçmesi, Kandinsky ve Franz Marc’ın atları ve mavi rengi sevmelerinden dolayıdır. 1911-1914 yılları arasında faaliyet gösteren grubunun sanatçıları soyut bir anlatımı tercih etmiş, doğayı parlak, çok renkli, simetrik kompozisyonlar, dinlendirici renkler ve şekiller ile göstermek istemişlerdir.
20. Yüzyıl Sanat Akımları
Soru: Modernizm ve Postmodernizm’in farkı nedir?
Cevap: Modern kelimesi, Latince hemen şimdi anlamına gelen modo kelimesinden türetilen modernus’tan gelmektedir. Avrupa’da felsefe, edebiyat, tiyatro, müzik, mimari, sanat, bilim, kültür gibi birçok alanda ortaya çıkan modernizm, teknolojinin gelişimi ve endüstrileşme süreciyle ilişkilidir.
Postmodernizm: Edebiyat, mimarlık, müzik, moda, doğa bilimleri, felsefe, sanat açısından çok yönlü bir kavram ya da söylemi içerir. Modernizme karşı bir tutum ya da modernizmin aşılması olarak da tanımlanmaktadır.
Soru: Pablo Picasso hangi sanat akımının en önemli sanatçılarından biridir ve çalışmaları kaç dönem içerisinde incelenir?
Cevap: Kübizm akımının en önemli temsilcisi olan İspanyol Ressam Pablo Picasso’nun İspanya’da daha sonra Paris’te sürdürdüğü çalışmaları üç döneme ayrılarak incelenmiştir. Mavi Dönem olarak adlandırılan hüznün ve mavi rengin hakim olduğu 1901-1904 arasındaki birinci döneminde; daha çok göçebeler, körler, sakatlar, sokak kadınları, serseriler, dilenciler gibi büyük kentlerde zor yaşam koşullarında çalışan sıradan insanları resmetmiştir. Pembe, gri ve açık kahverengi renkleri ağırlıklı olarak kullandığı 1904-1906 yılları arasındaki -anneler ve çocuklar, palyaçolar, akrobatlar, ip canbazları gibi sirk insanlarını konu edindiği- ikinci dönemi Pembe Dönem olarak tanımlanmıştır. Zenci dönem olarak adlandırılan 1907-1914 yılları arasındaki üçüncü döneminde ilkel sanattan ve Afrika heykellerinden esinlenerek yaptığı heykelimsi figürlü eserlerle kübizmin öncü eserlerini gerçekleştirmiştir. 1907 yılında yaptığı Les Demoiselles d’Avignon / Avignonlu Kadınlar adlı tablosu kübist sanat anlayışının ilk örneği, modern resmin başlangıcı sayılan eseridir.
Soru: Kübizm akımının öncülerinden Georges Braque ne tür resimlerin ustası olarak anılır?
Cevap: Kolaj tekniğiyle eserler yapan ve ölüdoğa ustası olarak anılır.
Kolaj: Gazete ve dergi parçaları, fotoğraf, cam gibi değişik malzemelerin bir tuval üzerinde birleştirilmesiyle yapılan tekniktir.
Ölüdoğa: Bitkiler, meyvalar, eşyalar gibi doğal ya da günlük yaşamın içinden cansız, hareketsiz nesneleri konu alan resimler. Natürmort da denir.
Soru: Fütürizm akımının oluşmasına temel olan şey nedir?
Cevap: Bu akımın oluşmasında İtalya’da, diğer Avrupa ülkelerine göre daha geç başlayan endüstrileşme hareketleri ve buna bağlı olarak kent yaşamında meydana gelen değişimler etkili olmuştur. Yeni kent hayatının canlılığına, endüstrinin getirdiği dinamizme ve teknolojiye hayranlık duyan fütüristler hızlı gelişip değişen ve makineleşen dünyadan etkilenmişlerdir.
Soru: Hollandalı ressam ve tasarımcı Theo van Doesburg 1917 yılında, De Stijl isminde bir dergi kurmuş, bu dergi çevresinde bir sanat hareketi başlatmıştır. Bu akım nedir, açıklayınız?
Cevap: Mobilya, heykel, mimarlık, resim, grafik gibi birçok alanda yazıların yayımlandığı bu dergi çevresinde ressamlar, heykeltıraşlar, tasarımcılar ve mimarlar görüşlerini karşılıklı tartışmalarla değerlendirerek ortak bir anlayışın oluşmasına yol açmışlardır. Felsefeci Josephus Schoenmaekers’ın doğanın bütününün çizgilerin geometrik kesişmelerinden ifade edilmesi düşüncesinden ve Amerikalı mimar Frank Lloyd Wright’ın görüşlerinden etkilenen De Stijl grubundakilerin sanat hareketi yeni plastisizm ya da neo-plastisizm olarak da tanımlanmıştır. Hareketin önde gelen temsilcileri arasında Doesburg ile Piet Mondrian’ın yanı sıra ressam Bart van der Leck, mobilya tasarımcısı ve mimar Gerrit Rietveld da yer almıştır.
Soru: Dada kelime olarak ne anlama gelmektedir, kurucusu kimdir?
Cevap: Dada: Fransızca ‘tahta at’ anlamına gelmektedir. Dadaizm akımı ismini rastgele açılan bir sözlükte denk gelen dada kelimesinden almıştır. I. Dünya Savaşı’nın anlamsızlığı ve getirdiği karamsarlıkla beraber siyasi, toplumsal, ekonomik koşulların zorluğu, sıkıntılar, bunalımlar ortamında doğan bu akımda; yıkıma, felakete yol açan devletlere ve toplumlara karşı duyulan hisler ve acılar eserlerde alaycı bir tutumla ele alınmıştır. Bu akımın sanatçıları, savaşa karşı dururken yıkıcı bir tutum benimsemiş, her şeyin anlamsızlığı, gereksizliğini vurgulamak istemişlerdir.New York’ta da Marcel Duchamp öncülüğünde gelişen akım, Francis Picabia ve Man Ray gibi sanatçılarla Fransa’da; Kurt Schwitters, Max Ernst, Richard Huelsenbeck gibi temsilcilerle dadamax adıyla Almanya’da geliştirilmiştir.
Soru: Carlo Carrà, Giorgio de Chirico resimlerinin konusunu nasıl seçer?
Cevap: Metafizik resimde, gelecekçilik akımının dinamizmi öne çıkaran anlayışına bir tepki vardır. Konularını us dışı ve düşsel olandan almış, çevrede kenarda köşede kalmış, birbiriyle bağlantısı olmayan nesnelere (yüzü olmayan kuklamsı figürler, mankenler gibi…) yeni anlamlar verip, yalın fakat gizemli bir ikonografiyle sunmuşlardır.
Soru: Sürrealizm akımının konusu nedir, sanatçılarına örnek veriniz?
Cevap: Sanatta yaratıcılığın, özgürlüğün ve bilinçaltı düşüncelerin önemsendiği sürrealizmde Sigmund Freud’un psikanaliz (ruh çözümü) kuramından yararlanılmıştır. İlkel sanata, gizemli şeylere ilgi duyan sanatçılar, nesneleri gözün gördüğü hâliyle değil, bilinçaltında, rüyalarda, us dışı yansıtmayı amaçlamışlardır. Salvadore Dali, René Magritte sanatçıları arasındadır.
Soru: Soyut dışavurumcuları seçtikleri konulara yönlendiren olaylar nelerdir?
Cevap: Savaş ortamındaki mutsuzluk, kaygılar, bunalımlar, resme aktarılmıştır. Duygusal değerlerin ön planda tutulduğu eserlerde, yaratım süreci ve sanatçının bu süreçteki düşünceleri önemsenmiştir. Savaşın neden olduğu felaketlerden dolayı hem edebiyatçılar hem de sanatçılar akılcılık yerine sürrealistler gibi bilinçaltı ve düşsel dünyaya yönelmişlerdir. Savaşının yarattığı yıkım ortamından kaçan Max Ernst, Salvador Dali, Piet Mondrian, Marc Chagall, Naum Gabo, Amédée Ozenfant gibi dadaist, sürrealist sanatçılar yeni sanat merkezi hâline gelen New York’a gitmiş, oradaki Jackson Pollock, Mark Rothko, Grace Hartigan gibi çağdaş Amerikalı sanatçılarla beraber ortak bir anlayış oluşturmuşlardır.
Soru: Elektronik sistemlerin, makinelerin, ışıkların kullanıldığı dinamik eserler, yanıp sönen ışıkların hareketinden yararlanılarak yapılanlar; kendiliğinden veya bir güç yardımıyla
hareket kazandırılmış üç boyutlu nesnelerin kullanıldığı akım hangisidir?
Cevap: Kinetik Sanat
Soru: Optik sanatçılar tasarımlarını nasıl düzenlerler?
Cevap: Kinetik sanat içinde değerlendirilen optik/ op sanatta ise optik oynamalarla gözde yanılsamalar yaratılıp izleyenin yer değiştirmesiyle biçim değiştiren eserler gerçekleştirilmiştir. Op sanatçılar temel geometrik düzenlemeleri ve renkleri temel alarak bu dinamizmi sağlamaya çalışmışlardır.
Soru: Minimalizm ilk kez nerede ortaya çıkmıştır?
Cevap: Başta konstrüktivizm olmak üzere pürizm, de stijl, op sanat gibi akımların görsel ve biçimsel özelliklerinden etkilenerek 1960’lı yılların başında ABD’de minimalizm (azcılık) akımı ortaya çıkmıştır.
Soru: Günlük yaşamın içinde girmiş reklam imgelerini, çizgi roman resimlerini konu almış Mickey Mouse, Donald Duck gibi çizgi karakterleri büyüterek resimlerine konu edinen sanatçı kimdir, hangi akıma mensuptur?
Cevap: Roy Lichtenstein. Pop sanat.
Soru: 1971’de Paris Bienaliyle Avrupa’da tanınsa da dünyada daha çok Amerikalı sanatçıların
yapıtlarıyla tanınan akım hangisidir?
Cevap: Foto-gerçekçilik
Soru: Kavramsal sanatın ilkelerini belirleyen kişi kimdir?
Cevap: Joseph Kosuth, sanat yapıtının düşüncenin iletilmesinde kullanılan bir araç olduğunu vurgulamış, nesnenin ortadan kalkmasıyla izleyenlerin asıl düşünceye, yani saf ve gerçek sanat yapıtına ulaşmış olacağını, bunun da dilin kullanılmasıyla sağlanabileceğini söylemiştir. Eserlerin satılmasının, yani ticari ürün olarak kullanılmasının karşısında olmuştur. 1965 yılında yaptığı Bir ve Üç Sandalye adlı yapıtında bir sandalyeyi, sandalyenin fotoğrafını ve sandalye tanımının yer aldığı sözlükten alınmış bir yazıyı yan yana koyarak sanat yapıtının gerçekte düşüncenin iletilmesinde kullanılan bir araç olduğunu vurgulamıştır
Soru: Ölü Bir Tavşana Resimleri Nasıl Açıklarsınız? (1965) adlı çalışma kimindir?
Cevap: Ölü Bir Tavşana Resimleri Nasıl Açıklarsınız? (1965), adlı performansında Joseph Beuys kendi kafasına bal, altın yaldızlı pudra ve yağ sürüp, içi doldurulmuş bir kır tavşanını kucağına alarak ona duvardaki modern resimleri, modern sanatı fısıldamıştır. Üç saat süren eyleminde her şeyin geçiciliğine, değişim içinde olduğuna dikkat çekmiştir
Soru: Yoksul sanatı açıklayınız?
Cevap: Kökeni dadaizme kadar uzanan ve arte povera ismiyle tanınan yoksul sanat hareketinin ilk uygulamaları sanat eleştirmeni Germano Celant’ın öncülüğünde 1967-68 yıllarında İtalya’da düzenlenen Mario Merz, Giovanni Anselmo, Jannis Kounellis, Michelangelo Pistoletto, Gilberto Zoria gibi sanatçıların oluşturduğu bir grubun sergileriyle başlamıştır. Daha sonra Avrupa’ya da yayılan bu eğilim 1980’lerde bienaller ve uluslararası sergilerle yaygınlaşmıştır.
Soru: Sanatçılar yapıt olarak doğanın bir bölümünü çevreleme, değiştirme, hendek, tünel açma, heykeller ve çeşitli yapılarla eklemeler yapma gibi şekillendirmeleriyle eylemlerini gerçekleştirdikleri akım hangisidir?
Cevap: Yeryüzü sanatı
21. Yüzyıla Girerken
Soru: Video sanatı ve video oyun sanatı hakkında bilgi veriniz?<
Cevap: Video sanatı: Televizyon ve videonun keşfedilmesinin ardından, sanat alanında yeni teknolojiler malzeme olarak kullanılmaya başlamış ve 1960’lardan itibaren video sanatı ortaya çıkmıştır. Nam June Paik ve Wolf Vostell bu sanatın yayılmasında öncü olmuşlardır.
Video oyun sanatı: Bilgisayar sanatı kapsamında biçimlendirilmiş video oyunlarını içeren, görsel, işitsel duyulara hitap eden formları olan, gittikçe çeşitlenen bir sanattır. Oyunlarda sanatsal yapılandırma, animasyonlar, izleyici-sanatçı-oyun arasındaki oluşumlar söz konusudur.
Soru: Graffiti nedir?
Cevap: Genellikle duvarlara ve ortak yaşam alanları içindeki her türlü zemine uygulanabilen, çoğu sprey boyalarla yapılmış çeşitli resimler, yazılar ve semboller içeren görsel uygulamalardır.
Soru: Enstalasyon nedir?
Cevap: İnstallation ya da yerleştirme, açık ya da kapalı bir mekân içinde yaratılan, sanatçı-izleyici katılımlı bir sanatsal üretim biçimidir. Son otuz yıl içinde yayılmış ve birçok sanat akımı kapsamında uygulanmıştır. Günümüzde dijital sanatlar kapsamında da kullanılmaktadır.
Soru: Superflat, Superstroke ve Stuckism kavramlarını açıklayınız?
Cevap: Superflat: Postmodern bir sanat hareketi ve 2011 yılında Takashi Murakami’nin küratörlüğünü yaptığı sergilerin ismidir.
Superstroke: Afrikan modernizmini yansıtan soyutlamaları kapsamaktadır.
Stuckism: 1999’da Billy Childish ve Charles Thomson tarafından ortaya konulan, birçok ülkeye yayılan sanat hareketidir.
Giriş
Soru: 19. yüzyıl sanatı için neden bir dönem tanımlaması yapılamaz?
Cevap: 19. yüzyıl sanatı için önceki yüzyıllarda olduğu gibi bir dönem tanımlaması yapılamaz. Bu yüzyılda dönem üslupları yerini, etki tepki ilişkisi içinde sürekli değişen akımlara bırakmıştır. Hiçbir ulusal ya da kronolojik sınırın olmadığı bu akımlar kısa aralıklarla ya da aynı anda ortaya çıkmışlardır.
Soru: Sanayi devrimi, akademik sanat ve modern sanat kutuplaşması ve sanatçıların özgürleşmesi gibi sonuçları olan önemli siyasal olay nedir?
Cevap: 19. yüzyıl başındaki en önemli siyasal olay Fransa’da Napolyon Bonaparte’ın Avrupa’yı tek bir kültür altında birleştirerek bölgesel sınırları değiştirmesidir. Bu durum, yönetim ve yasa sistemlerinin değişmesine neden olmuş, yeni bir ulusçuluk ve kültürel kimlik kavramını ortaya çıkarmıştır.
Soru: Art and Crafts ve Art Nouveau akımlarını açıklayınız?
Cevap: Arts and Crafts hareketi, sanatlar ve el sanatları anlamına gelmektedir. 19. yüzyılın sonunda Endüstri Devrimi’nin sanatsal karmaşasına karşı İngiltere’de ortaya çıkmış bir sanat akımıdır. Bu hareketin önderi William Morris, çağının ucuz ve kötü seri üretim mallarının niteliksizliğini vurgulayarak, geçmişin el sanatlarına dönmeyi ve sanat ile endüstriyi birleştirmeyi amaçlamıştır.
Art Nouveau (Yeni Sanat/1900 Sanatı ), zarif dekoratif süslemelerin ön plana çıktığı, kıvrımların ve bitkisel desenlerin kullanıldığı bir sanat akımıdır.